Kendinde olmak, aklı başında bulunmak, yıkılıp giden geçmiş zamanı anmak demektir. Aslında geçmişi anmak da, gelecekten korkmak da Allah'a karşı perdedir. Her ikisini de yani geçmiş zamanı da, gelecek zamanı da ateşe at, yak.
İnsan olarak bizler özümüzden ve aslımızdan bihabersek veya uzak düşmüşsek kendi kendimize de yabancılaşmışız demektir. İçimizdeki ontolojik yükselme potansiyelini içgüdüsel olarak daima hissettiğimiz için "aynı katta" kalmak bir süre sonra bizi sıkar, içimizi daraltır. Bu durumda, doğal olarak ortaya çıkacak duygu ve kaygının dıştaki tezahürü çoğu zaman öfke olabilir.
Kendi kusurlarını küçük gösterip başkasını örnek vermek suretiyle gıybet ediyorsan mesela "Ben haram yediysem falan da yedi, ben sultanın malını kabul ediyorsam falan da kabul ediyor." diyorsan bu cahilliktir. Çünkü sen kendisine uyulması caiz olmayan birine uymakla mazeret beyan ediyorsun.. Şayet ona uyarsan aklın gitmiştir. Adamı diline dolamakla hem gıybet hem de mazeret göstermeye çalıştığın günahı ona isnat ederek başka bir günah kazandın. Ahmaklığın ve cehaletin sebebiyle her iki günahı da hesabına kaydettirdin. Sen keçiye bakıp da kendini dağdan aşağıya atan koyun gibisin.
Allah'ın (cc), Hz. Musa'ya (as) şöyle vahyettiği söylendi: "Kim gıybetten tövbe ederse o, cennete en son girecek kişidir. Her kim gıybetten tövbe etmeden ölürse o, cehenneme ilk girecek kişidir."
Hz. Ebu Hüreyre, Hz. Peygamber'in (sav) şöyle dediğini rivayet etti: "Üç şey kimde bulunursa o kişi oruç tutsa da namaz kılsa da kendini Müslüman zannetse de münafıktır. Konuştuğu zaman yalan söyler. Söz verdiğinde sözüne muhalefet eder. Kendisine herhangi bir şey emanet edildiğinde emanete ihanet eder."