22.30 sularında kitaplığımı düzenlerken “ Filmini izlemiştim ama kitabını neden okumadım ki“ sorusuyla uzanıp elime alıp 04:05’de bitirip, bağrıma basılı şekilde, bi müddet boşluğa baktıran, zihnimdeki imgelerle yüreğimdeki 12 farklı duygunun birbiriyle konuşmasını aksatan “Hayır, gece okunmamalı” diye niye dip not düşülmemiş ki ? diye sordurtan, ilk kez inceleme yazma isteği uyandıran, ve etkisini en azından kelimelere sığınarak hafifletmek istediğim kitap.
Her bir karakter ile özdeşleşip, her biri adına girdiğim duygudaşlık bi hayli yordu. Mini bi itiraf olarak kitabın sonlarına doğru, ertelene ertelene, hafif geniz yanmalı şekilde bir kaç damla tuzlu suyla yaprakların
buluşması, tamamen irade dışı bir yansımaydı.
12 yaşındayken Jack London’ın Beyaz Diş kitabıyla başladığım seyahatimde “En” dediğim 2. / 3. Sıradaki kitaplardan hangisinin yerini alabilirdi bu kitap ?
Sanırım birinciliği elden hiç bırakmayan Beyaz diş ile artık aynı birincilikte.
Dip Not : Gece okumamalı !