️Dünyaya neden geldik?
Bu soru, insanlığın var oluşundan beri kalbimizin kuytu köşelerinde yankılanan, geceleri başımızı yastığa koyduğumuzda bizi kendimizle yüzleştiren en zarif bilmece.
Dünyaya gelişimiz rastgele bir savruluş değil; aksine ilahi bir senaryonun, sonsuz bir şefkatin neticesidir.
Yıllar önce din kültürü dersinde öğrendiğim Rabb'in şu sözü
"Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim ve insanı yarattım !" bizim var oluş amacımızın özü, bizi var edeni tanımak, O’nun kâinata serpiştirdiği güzelliklerde O’nu bulmaktır.
Dağların ve göklerin yüklenmekten çekindiği o "özgür irade" ve "sevme yeteneği" emanetini insan olarak biz göğüsledik.
Dünya, bu emaneti ne kadar zarif taşıyabileceğimizi gösterdiğimiz bir aynadır.İslamiyet’te dünya bir imtihan meydanı olarak tasvir edilir, ancak bu imtihan, bizi bırakmak için değil, içimizdeki cevheri (sabır, şükür, merhamet) açığa çıkarıp bizi olgunlaştırmak içindir.
Biz buraya sadece kurallara uymaya değil; O’na giden yolda "kalb-i selim" (temiz bir kalp) biriktirmeye geldik.
Kitap bize bunları hatırlatırken ,İşin insani ve kalbi boyutuna geçtiğimizde ise dünya, ruhumuzun staj yeri olduğunun altını çiziyor.
Cennet gibi kusursuz bir bütünden kopup bu eksik, kırılgan dünyaya gelmenin çok naif bir sebebi var: Özlemeyi, değerini anlamayı ve sevmeyi öğrenmek.
Ağlamadan gülmenin, acı çekmeden dermanın, ayrılık olmadan vuslatın kıymetini bilemeyiz. Dünyaya geldik çünkü ruhumuzun acıyla yontulmaya, sevinçle parlamaya ihtiyacı vardı.Bizler, birbirimizin hayatına dokunmak, düşeni kaldırmak, bir çocuğun gülüşünde ya da bir kedinin mırıltısında teselli bulmak için buradayız. İyiliği, şefkati ve sevgiyi kendi ellerimizle bu dünyaya doğurmak için buradayız.
Hepimiz bu hayat sahnesinde birer misafiriz.
Dünyaya geliş amacımız; Yaradan’ın