Derin bir merak duygusu, süslemeli, incelikli mimariye sahip bir beyin, odaklanma yetisi, iyimserlik ve pragmatiz; daha bir astronotun ne olduğunu bile bilmezken, iliklerine kadar bir astronottu o. Ama bir robot, hayır! Bocalayan ve yalpalayan bir yürek vardı göğsünde.
O zamana kadar, terk edildiğimiz bu yalnızlıkta kendimize dikkatle bakmaktan başka ne yapabiliriz ki? Dikkat dağıtan sonu gelmez büyülenme nöbetleri ile kendimizi incelemekten, kendimize aşık olmaktan ve kendimizden nefret etmekten kendimizden bir tiyatro bir efsane ve kült yaratmaktan başka? Yapılacak başka ne var ki?