BüşraM

Gazzâlî bir çok vesileyle planının, doğru cevap olduğuna inandığı şeyi ortaya koymak olmadığını vurgular;bunun yerine filozofların hatalı akıl yürütmelerini açığa çıkarmak ve böylece gelenek karşıtı toplumsal eğilimlerin temellerini “yıkmak”istediğini belirtir. Gazzâlî’nin ana argümanı ,felsefenin -Tanrı’nın doğası ve O’nun âlemle ilişkisine dair- metafizik iddialarının, matematik ve geometrinin kanıtları gibi sağlam kanıtlar olarak sunulsa da varsayımsal olduğu ve müspet bilimlerin mantıksal kesinliğinden yoksunluğudur.
Reklam
Bugün ister Sünni ister Şiî dünyada olsun dini kimlik ile sivil yaşam arasında uyumlu bir ilişkiyi teşvik eden ortak bir dil, son derece eksik kalmıştır. Ortak bir dilin önündeki bir diğer engel, İslam’ın yasal kodeksinin fiilen taşlaşmış olmasıdır. Bunun, yüzyıllar süren insani gelişmeyi hesaba katmak suretiyle yeniden canlandırılması gerekir. Bugün hukukçular ve din alimleri , fıkıh külliyatını yeni gerçeklerle uyumlu hale getirmek için yeni bir çığır açmalıdır. Odak noktasının insanların neye inandıkları üzerinde olması gerekmez -aslında gerekmemelidir de- bir Müslüman için doğru olan şeyin, kendi hayatını nasıl yöneteceği ve başkalarıyla nasıl yaşayacağının üzerine olması yeter.
Başından beri -ve kesinlikle sonraları da-akıl, siyasetle karmaşık bir ilişki içindeydi.Farklı düşünce okulları, farklı siyasi rejimler tarafından teşvik edilmiş,sırf hoş görülmüş ya da baskı altında tutulmuş olsunlar,parlak âlimler hemen her yerde bulunabilirdi. Ama tüm bunlara rağmen onlar, her zaman içinde yaşadıkları siyasi iklime tabiydiler.
Eski uygarlıkların,inançların ve düşünce sistemlerinin bilgeliğiyle canlı,kendi tarihleri ve gelenekleri olan çok sayıda ulus ve etnisiteyi içeren, küçük siyasi rekabetlerle coğrafi olarak bölünmüş ,ancak ortak bir şekilde Kur’ân’ın ve elçisi Hz. Muhammed’in Arapça dili sayesinde bir arada tutulan geniş bir kültürel alan. Peygamber olmasa, İslam olmaz, bu inancı anlama ve açıklama çabalarına dayanan İslam aklı da gelişmemiş olurdu.
Abdülcebbâr için irade sahibi olmanın, inanmak ve düşünmek gibi bir durumu yaşamak anlamına geldiğide aşikârdı. “İrade sahibi olmak”, bir şeyin olmasını dileme deneyimine sahip olmak anlamına gelir. Bir şeyi isteme deneyimine sahibim -bunun böyle olduğunu biliyor ve kendimi bunu yaşarken buluyorum- aynı şekilde kendimi düşünme ,endişelenme, merak etme ve benzeri bir durumda biliyor ve buluyorum.
Reklam