Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
...işte anılar burada bitti.Geceler ve gündüzler boyu, " Sevgilim neredesin, neredesin, neredesin?" sorularıyla delinen beynimi oyalayacak başka bir iş kalmadı.
Baygın çiçek kokuları arasında yatağımıza gittiğimizde,Lara'yla yine yaralarımıza merhem süren,bizi iyileştiren bir sevişmeye daldık.Onun nazlı bir prenses gibi beni narin vücuduna kabul edişi, içine alışı, çölde serap sandığım bir gölün gerçek olduğunu anlayarak onun serinliğine ve cankurtaran merhametine sığınmak gibi bir şeydi.Uzun, sessiz, şefkatli, dokunaklı ve ipeksi Sevişmemizin sonunda uykuya dalmadan önce hissettiğim şeyi çok iyi biliyordum.
Minnet!
Ona karşı minnetle doluydum. Bazen sıcak gözyaşlarımı aktaracak kadar yoğun bir minnetle!
Onu öylesine seviyordum ki, bu aşktan içim sızlıyordu. O sırada gerçekten de sızlıyordu yüreğim.Sanki ne kadar ciddi ve ağır olursa olsun konuştuğumuz her şey önemsizdi; onun yüzüne bakmak ve sesini duymak için yaşadığımı hissediyordum.Güzel miydi? Evet güzel olmasına güzeldi ama bu o kadar önemsiz bir ayrıntıydı ki benim için.Başına bir şey gelse,yüzü değişse,hatta çirkinleşse bile ona olan duygularım değişmezdi. Güzellikten çok daha farklı bir şeydi beni ona vurgun kılan.Anlatılmaz,dile söze gelmez bir şey; bir hava,bir tavır, sesindeki ince bir kırılma, dudaklarının kıyısındaki hafif bir gölgelenme,gülerken çenesinde oluşan küçük çukur...
Bunların hepsi, hepsi çok güzel şeylerdi. Daha da önemlisi,adeta ruh ikiziydik. Ömür boyu içinden çıkılmayan her anın lezzeti ile dolup taşan bir sığınaktı, birbirimizde bulduğumuz.