Zaten Efendimiz (s.a.s) hayatı boyunca sevinçleri ve hüzünleri hep bir arada yaşadı. Hiçbir zaman doyuncaya kadar bir sevinç yaşamadı. Bu hakikati bildiğimizde bazı şeyleri daha doğru anlamaya başlıyoruz. Unutmayalım ki bu dünya Resûlallah'ı (s.a.s) bile güldürmedi, bizi mi güldürecek? Yaşadığımız dünya imtehan dünyasıdır. Bizler cefa yurdundayız, sefa yurdunda değiliz. Bunları unutmazsak imtihanlarımız ve dertlerimizle barışık hâle gelir ve en zorlu anlarda sahâbenin yaptığı gibi Resûlullah' ın (s.a.s) çektiklerini hatıtlayıp sükûn buluruz.
Ebû Talib bir türlü bu davete icabet etmedi ve o anlarda ibretlik bir söz söyledi: " Yeğenim, senin doğru olduğunu biliyorum. Getirdiklerinin hak olduğunuda biliyorum. Ama ben şu anda iman edersem, Ebû Tâlib ölüm korkusuyla bu cümleyi söyledi diyecek Kureyşli kadınların diline düşmek istemiyorum." Bu nedir biliyor musun Bekir kardeşim? El ne der putudur. Bu put kimlerin ocağını batırmadı ki...
Efendimiz (s.a.s) onlara şöyle bir şey söyledi: "Şu güneşin ışıklarının size ulaşabilmesini engelleyebilir misiniz? " Onlar hep bir ağızdan, " Hayır" dediler. Efendimiz (s.a.s) " Nasıl ki güneşi engelleyemezsiniz, bu hak davayıda engelleyemeyeceksiniz. Bu öyle bir dava ki güneş gibi; ne yaparsanız yapın onun önüne geçemeyeceksiniz, " dedi.