Güneş, Urfa ve Maraş’ın üzerine o sabah her zamanki gibi doğmuştu; ancak okul koridorlarında yankılanan o soğuk sesler, zamanı en masum yerinden durdurdu. Sıralarda hayaller kurulurken, tebeşir tozunun karıştığı hava bir anda kederle ağırlaştı.
Şanlıurfa’da bir kardeşlik hukuku yaralandı, Kahramanmaraş’ta ise kalemlerin ucu en karanlık yerden kırıldı. Öğretmenlerin son dersi derin bir sessizliğe, öğrencilerin yarınları ise birer hüzün nişanesine dönüştü. Şimdi bu iki kadim şehirde önlükler yaslı, yürekler ise tek bir feryatta birleşmiş durumda.
Bugün kalemler yazmıyor; sadece kırılan umutların ve yarım kalan hikâyelerin ardından sessiz bir ağıt yükseliyor. Bir memleket, okul kapılarında bıraktığı çocuklarının yasını tutuyor.