Mehmet

Telefonuma kaydettiğim fotoğraflarımıza bakarken daha fazla dayanamayıp ''Özledim'' diye mesaj attım. Sonra da playlistte Sezen aksunun herhangi bir şarkısını açtım, elimde yanmakta olan sigaradan derin bir nefes çekip. '' bu gün haddinden de fazla vurdumduymazsın'' yazdım. Boğazımı yakarcasına ses eksilttim sezen aksuya. 2. şarkı sonrasında ''çok uzaksın, çok ta unutkan'' yazdım.. Telefonumu elimde çevirip çevirip telefonun yanıp sönen ışığına baktım, o lanet olası mesaj bir türlü gelmiyordu. '' saçların hala sarı mı??'' yazdım. ''eminönü çok güzel'' yazdım. ''bursadan gol haberimi var?'' yazdım. yazdım yazdım yolladım. Bir tanesine bile cevap gelmiyor olmasından sonra ümidimi kesip ''sana hat veren telefon şirketinin amk'' diyerek gönderdim. Sezen aksuya af dileyerek doğruldum oturduğum sandalyeden. Hesabı ödeyip kalktım. Rehberimi baştan sonra tarayıp arayabileceğim tek insanın babam olduğunu gördüm rehberde. Aradım,açmadı o da telefonu. Gelirken 2 ekmek bir de düş kırıkları alırım diye mesaj bıraktım sekretere. Boş sokaklarda yürüdüm biraz, hafif kafamın etkisiyle bir kaç kişiye çarptım yanlışlıkla. ''Önemli değil'' dediler. Sensin ulan! önemli değil dedim. Önemli değildim! Ben bu hayatta kimse için, önemli değildim. Telefonu çıkardım ''seni'' yazdım sildim sonra. Nasılsa cevap gelmeyecekti. Bir çöp konteynırın önünde denk geldim onunla..Çöp konteynırına öyle derinlemesine uzanmıştı ki, içine düşecek sandım. Ama düşmedi. İşini çok profosyonelce yapıyordu, bir kaç dakika izledim onu öyle. Çöpten bir kaç bir şey çıkarıp, arabasına bıraktı. Sonra tekrar çöp kutusuna döndü, beni görmedi bile.. Önemli değilmiydim yoksa sahiden? İyice görebilmesi için yanına kadar yaklaşıp, ''Kolay gelsin kardeşim'' dedim. Çöp konteynırından doğrulup bana doğru baktı, ve teşekkür
Reklam
Size bir türkü armağan edeyim; m.youtube.com/watch?v=-Q7go7P...
Bu sondu. Yatırdı.
18 yaşında tanıştık biz Kübra ile.. Böyle bir saçları vardı, lüle lüle. Ama var ya; nasıl aşığız. Senden sonra asla olmayacaklar, sen benim sonumsunlar, sensiz ben nefes alamamlar falan.. Çok güzeldi her şey.. Sonra bir gün.. Dokunmaya kıyamadığım saçlarına!.. donup kalmıştım.. yapmaz dedim, yok hayır asla olmaz dedim.. Gördüklerim karşısında çaresiz kaldım. Böyle karşısına geçip bağıra bağıra, ''neden ulan neden??'' diye sorasım vardı.. Ama yapmadım. Uzak tuttum kendimi ondan. Çok direndim, çok çabaladım, kendimi kullanılmış hissediyordum..Uzun süre bunu unutmak için çabaladım. Sonra bir gün; hiç ummadığım anda, hiç ummadığım bir yerde gördüm bunu.. Saçları.. Ellerimi uzatsam, dokunamayacaktım.. Öylece baktım uzaktan.. Kafasında bir maske vardı, ve saçları yoktu.. O ana kadar her şeye susan ben, ona bir zarar gelmiş olabilme ihtimalini kabul edemeyerek yanına kadar gittim. Uzun zamandır kanser olduğunu, hastalık evrelerini atlatamadığını, saçlarının dökülmeye başladığını ve hastanede uzun süredir sıkı denetim gördüğünü anlattı. O an içinde bulunduğum durumu anlamaya çalışıyordum. Ve büyük ihtimalle; benim bu hastalık evrelerinden etkilenmemem için, ve bu durumda benim ondan vazgeçmeyeceğimi bildiği için, kendini benden soğutmak adına o çocuğu kullanmıştı.. Bunu nasıl yapardı? adlı yüzlerce soru sordum kendime.. Ama iyi olmalıydı.. Şu an bütün soruların anlamı yoktu.. Önce sevdiğim iyi olmak zorundaydı.. Kaldığımız yerden devam etmeye başladık. Daha da sıkı olmaya, beraber daha fazla zaman geçirmeye, bol bol sosyal aktiviteler yapmaya başladık. Kemoterapi seanslarında azalma başladı, doktor moralinin çok iyi olduğunu ve hastanın çok hızlı bir şekilde düzelme katettiğini belirttiğinde çılgınlar gibi sarılmıştık.. Hayallerimdeki her şeyi yaşamak için
Bir gün karşına birisi çıkıp seni çok sevdiğini söyleyecek, senden başkası ile asla olamayacağını, sensiz nefes bile alamayacağını ve buna benzer yüzlerce şeyi anlatacak sana. Önceleri ona inanmayacaksın. Güvenmeyeceksin.. Çünkü kimi sevsen, kime değer versen, kime bu sonun desen, oyun oynadı sana karşı. Arkandan vurdu, artık güvencin kalmadı sevmeye.. Birisine inanmaya gücün yok.. Ama o da ne? Bu başka diyorsun kendi kendine. Bu yapmaz diyorsun.. İlk günler seni deli gibi sevdiğini söyledi; senin için uğraştı, seni mutlu etmek için her şeyi yaptı. Baksana yüzünde gülücükler açıyor. Demek ki seni mutlu ediyor. Gülüyorsun, onun yanında mutlu olduğunu hissettin. Yeterince acı dolu hayatında tutanacak bir dal gibi sımsıkı tutmaya başladın ellerini. Beraber zaman geçirmeye, birbirinizi anlamaya, neleri sevip , nelere kızdığını anlamaya başladın. Bir süre sonra onun seni gerçekten sevdiğine inanmış oldun.. Böyle oluyor zaten, inanmak aldanmanın yarısıdır. Kıskandığını hissettin, seni sahiplendiğini, seni özlediğini.. O da ne? Yoksa sevdiğine inandın mı.. Daha düne kadar sen değilmiydin , ben kimseyi artık böyle sevemem diyen?? Dün az seveceksin, bugün biraz çok, yarın ise uğruna ölecek kadar.. Acaba beni seviyormu? sorusu aklının ucuna gelmeyecek artık. Beraber planlar yapmaya, ilerisi için neler olacağını düşünmeye, ve güzel hayaller kurmaya başlayacaksın. Mutlu rüyalar görmeye başladın bile çoktan.. Artık sen onun gölgesi oldun, daha çok arayan, daha çok soran, daha çok özleyen, daha çok acı çeken.. İlk buluştuğunuzda ellerini tutarken ki utangaçlık gitti, sımsıkı bırakmayacak derecede tutuyorsun artık ellerini. Gözlerinin içine baka baka, onu çok sevdiğini söylüyorsun.Ona onsuz yaşamayacağını, onsuz nefes alamayacağını, artık onun senin için bir parçan olduğundan