Mehmet

Size bir türkü armağan edeyim; m.youtube.com/watch?v=-Q7go7P...
Reklam
Bu sondu. Yatırdı.
18 yaşında tanıştık biz Kübra ile.. Böyle bir saçları vardı, lüle lüle. Ama var ya; nasıl aşığız. Senden sonra asla olmayacaklar, sen benim sonumsunlar, sensiz ben nefes alamamlar falan.. Çok güzeldi her şey.. Sonra bir gün.. Dokunmaya kıyamadığım saçlarına!.. donup kalmıştım.. yapmaz dedim, yok hayır asla olmaz dedim.. Gördüklerim karşısında çaresiz kaldım. Böyle karşısına geçip bağıra bağıra, ''neden ulan neden??'' diye sorasım vardı.. Ama yapmadım. Uzak tuttum kendimi ondan. Çok direndim, çok çabaladım, kendimi kullanılmış hissediyordum..Uzun süre bunu unutmak için çabaladım. Sonra bir gün; hiç ummadığım anda, hiç ummadığım bir yerde gördüm bunu.. Saçları.. Ellerimi uzatsam, dokunamayacaktım.. Öylece baktım uzaktan.. Kafasında bir maske vardı, ve saçları yoktu.. O ana kadar her şeye susan ben, ona bir zarar gelmiş olabilme ihtimalini kabul edemeyerek yanına kadar gittim. Uzun zamandır kanser olduğunu, hastalık evrelerini atlatamadığını, saçlarının dökülmeye başladığını ve hastanede uzun süredir sıkı denetim gördüğünü anlattı. O an içinde bulunduğum durumu anlamaya çalışıyordum. Ve büyük ihtimalle; benim bu hastalık evrelerinden etkilenmemem için, ve bu durumda benim ondan vazgeçmeyeceğimi bildiği için, kendini benden soğutmak adına o çocuğu kullanmıştı.. Bunu nasıl yapardı? adlı yüzlerce soru sordum kendime.. Ama iyi olmalıydı.. Şu an bütün soruların anlamı yoktu.. Önce sevdiğim iyi olmak zorundaydı.. Kaldığımız yerden devam etmeye başladık. Daha da sıkı olmaya, beraber daha fazla zaman geçirmeye, bol bol sosyal aktiviteler yapmaya başladık. Kemoterapi seanslarında azalma başladı, doktor moralinin çok iyi olduğunu ve hastanın çok hızlı bir şekilde düzelme katettiğini belirttiğinde çılgınlar gibi sarılmıştık.. Hayallerimdeki her şeyi yaşamak için
Bir gün karşına birisi çıkıp seni çok sevdiğini söyleyecek, senden başkası ile asla olamayacağını, sensiz nefes bile alamayacağını ve buna benzer yüzlerce şeyi anlatacak sana. Önceleri ona inanmayacaksın. Güvenmeyeceksin.. Çünkü kimi sevsen, kime değer versen, kime bu sonun desen, oyun oynadı sana karşı. Arkandan vurdu, artık güvencin kalmadı sevmeye.. Birisine inanmaya gücün yok.. Ama o da ne? Bu başka diyorsun kendi kendine. Bu yapmaz diyorsun.. İlk günler seni deli gibi sevdiğini söyledi; senin için uğraştı, seni mutlu etmek için her şeyi yaptı. Baksana yüzünde gülücükler açıyor. Demek ki seni mutlu ediyor. Gülüyorsun, onun yanında mutlu olduğunu hissettin. Yeterince acı dolu hayatında tutanacak bir dal gibi sımsıkı tutmaya başladın ellerini. Beraber zaman geçirmeye, birbirinizi anlamaya, neleri sevip , nelere kızdığını anlamaya başladın. Bir süre sonra onun seni gerçekten sevdiğine inanmış oldun.. Böyle oluyor zaten, inanmak aldanmanın yarısıdır. Kıskandığını hissettin, seni sahiplendiğini, seni özlediğini.. O da ne? Yoksa sevdiğine inandın mı.. Daha düne kadar sen değilmiydin , ben kimseyi artık böyle sevemem diyen?? Dün az seveceksin, bugün biraz çok, yarın ise uğruna ölecek kadar.. Acaba beni seviyormu? sorusu aklının ucuna gelmeyecek artık. Beraber planlar yapmaya, ilerisi için neler olacağını düşünmeye, ve güzel hayaller kurmaya başlayacaksın. Mutlu rüyalar görmeye başladın bile çoktan.. Artık sen onun gölgesi oldun, daha çok arayan, daha çok soran, daha çok özleyen, daha çok acı çeken.. İlk buluştuğunuzda ellerini tutarken ki utangaçlık gitti, sımsıkı bırakmayacak derecede tutuyorsun artık ellerini. Gözlerinin içine baka baka, onu çok sevdiğini söylüyorsun.Ona onsuz yaşamayacağını, onsuz nefes alamayacağını, artık onun senin için bir parçan olduğundan
Bazen her gün yanında duran insanlara güvenmezsinde, gider sana 899 km uzaklıktaki birine güvenirsin. Güvenmenin mesafesi yoktur çünkü. Güvenmenin meselesi vardır. Herkese güvenilmez. Herkese güvenilmeyeceğini, yediğin darbelerden sonra anlamanın kattığı acı insanları büyütüyormuş. Biz de böyle büyüdük işte. Herkese güvenilmeyeceğini, herkesin sevilmeyeceğini ve herkesin herkez diye yazılsada artık farketmeyeceğini zaman gösterdi bize. Sevmekte böyle bir şey işte, her gün elini tutabileceğin, dokunabileceğin insanları sevemezsin de, belkide hiç görmediğin, belkide hiç göremeyeceğin birisini seversin. Bu kalp organı çok farklı çalışıyor çünkü. Bazen sadece bir fotoğrafa bakarak aşık olabiliyor insan. Bazen de sadece ses tonuna. İşte o andan sonra, karşına kim çıkarsa çıksın herkesi farklı sınıflandırmaya koyuyorsun. Aklın daima onda oluyor. Bazen farklı şehirde oturan birisini seversin, otobüs biletleri, hava yolları, hızlı tren, ve metrobüs. Bazen o şehirin hava durumunu incelersin. Yarın hava soğuk, kalın giyinse bari. Bazen, o şehirin takımını desteklersin, haksız penaltı ile 3 puan gitti. Bazen de o şehirde adı geçen bir haberi okurken, bazen, bütün bazenler çoğalır. Siz hiç uzakta oturan birini sevdiniz mi? Hergün yanında olamadığınız, her gün elini tutamadığınız. Çok kötüyüm dediğinde ise, hiç bir şey yapamadığınız? Mesafe, telefonla konuşurken ses tonundaki değişimin sebebidir. Alo, çok özledim. kendine dikkat et.. Erkan Akagündüz.
Saat 23.55 Şu an paketimde kalan son 7 dal sigara ile günü kurtarma derdindeyim. Radyoda, müslüm gürses çalmakta. Birisi istek parçası olarak yollamış radyoya. Sanki notaların arasında; bir savaş var. Öyle de söylenmez ki be. Aklıma geliyorsun tam da o arada Müslüm baba; affet diyor. Toprağı bol olsun.. Saat 00.14 6 dal sigaram kaldı. Ne zaman yaksam; nasıl yaksam; acaba yaksammı derken seni düşünüyorum. (Bir sigaranın daha aramızda lafı olmaz değil mi?) Oysaki, fazla içme derdin. Off. Neyse. Saat 00.43 Bir nescafe yaptım kendime. Biraz da film izlemeye çalıştım. Ama olmadı. Güzel birşey yok televizyonda. En iyisi radyo dinlemek; ayrıca dışarıdan yağmur sesi geliyor. Etraf şimdi gözlerim kadar; sırılsıklam. Saat 01.12 Aslında bu yazının devamını getirmeyecektim. Ama sezen aksu; acı ve hüzünle kesti şarkıyı 'seni kimler aldı; kimler öpüyor seni'? bilmiyorum ama, benim dudaklarım şu an sigaranın izmaritinde ( ve, bir sigara daha) Saat 01.21 Galiba çok sigara içmeye başladım. Önümdeki küllük, kafamın içinde dolaşan sorulardan daha fazla. Ne yapayım; sigarasız da gitmiyor ki bu şarkılar. Bu anılar; bu acılar. ( Unutmadan) Sen en kıyak damar şarkının efkarlandırıp sigara yakıldığı o saniyesisin.. Saat 01.40 Şu an ki ruh halimi anlatmamam gereken bir saat. Telefonu bıraktığım yerden alıyorum. Tuş kilidini açıyorum, 1 tane mesaj alındı yazısı. Kalbim çarpacak gibi atıyor. Umarım senden gelmiştir düşüncesi. ( Biliyormusun, bazen Türkcell'e uyuz oluyorum.) Saat 02.05 Sanırım şu an uyuyorsun. ' 'hayalleri olanlar değil; hayalleri ölenler uyuyamaz.'' demişti bana bundan çok zaman önce.. Sessiz olun lütfen. O şimdi uyuyor, ben ölüyorum...
Reklam