Algernon adındaki farede test edilen ve başarı elde edilen zeka arttırma testi, insan deneği olan ana karakterimiz Charlie Gordon'a uygulanıyor. Bu serüvene biz de Charlie'nin ilerleme raporları ile tanık oluyoruz.
Romanın başındaki ilk raporlar, Charlie’yi sevmemin en büyük sebebi oldu. Oldukça masum, saf ve iyi niyetli bir karakterdi. İnsanların ona güldüğünü bile fark edemeyecek kadar temiz bir dünyası vardı. Zekâsı arttıkça bu masumiyeti doğal olarak gitti. IQ seviyesi yükseldikçe kişiliği de değişti ve bu noktada Charlie ile ister istemez biraz uzaklaştım.
Charlie’nin ailesiyle ilgili kısımlar romanın en çarpıcı ve acı bölümlerinden bence. Annesinin baskıcı ve sevgisiz tutumu, Charlie’nin çocukluk travmalarını ve kendini yetersiz hissetme nedenlerini açıkça gösteriyor. Yani ailesi... Annesi zaten manyaktı, babası ne iyi ne kötüydü; eşinin davranışlarını tasdik etmiyordu ama Charlie’yi gerçekten koruyacak bir baba olmayı da başaramıyordu. Kız kardeşinin davranışlarını ise küçüklüğüne, maruz kaldığı akran zorbalığına ve annesinin etkisine bağlıyorum. (Her küçük Charlie sahnesinde kafamda I Bet on Losing Dogs çalıyordu... )
Algernon ise Charlie’nin aynası gibi. Onun başına gelenler, Charlie’nin geleceğini fısıldıyor.
Roman, insanın gerçeği öğrenmesiyle birlikte yaşadığı değişimi anlatan bir eser. Bu yönüyle Platon’un Mağara Alegorisi ile güçlü bir düşünsel bağ kuruyor. Mağaradaki insanlar gölgeleri gerçek sanırken dışarı çıkan kişi hakikate ulaşır; fakat bu hakikat ona mutluluk değil, yabancılaşma getirir. Benzer şekilde Charlie Gordon da ameliyat sonrası artan zekâsıyla dünyayı daha derinlikli algılamaya başlar, ancak bu farkındalık onu insanlara yaklaştırmak yerine yalnızlaştırır. Zaten kitabın ilk sayfasında Platon'un sözü karşılıyor bizi: “...Bu adamın akıl