Onlar artık sürgündüler, kendi hayatlarının dışına atılmışlardı, yalnızca hayatta kalmak, ölümü uzaklaştırmak dışında bir amaçları olmadan dolaşmaya mahkûm edilmişlerdi. Her ritimde ve her adımda kalplerinin biraz daha kırıldığını, biraz daha boşaldığını hissediyorlardı. Artık hiçbir şey değillerdi, yurtlarından koparılmış ruhlar, toprağı olmayan isimlerdi.