Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, acıda bir anlam olmalıdır. Acıda yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın insan yaşamı tamamlanmış olmaz
Varoluşçu psikolojik yaklaşıma göre travmatik olayla yüzleşenler, kendi ölümlülüğü, kendi yaşamına dair mutlak sorumluluğu, mutlak yalnızlığı ve hayatın derin anlamsızlığıyla yüzleşmektedir
Hayatta kalan parça diğer insanların başına daha kötüsünün geldiğini düşünerek olumsuz birşey olmamış veya olan biten normalmiş gibi davranmaktadır. Belli etkinliklerden, yerlerden, konuşmalardan, insanlardan kaçınarak olayın anılarını bastırmak istemektedir
Geçmişi ve şimdiyi ayıramadığından travmayı hatırlatacak bir deneyim yaşadığında birden bire tetiklenerek travmadaki panik, dehşet, kontrolsüz öfke yeniden ortaya çıkabilir. Benliğin travmatize parçası her an parlamaya hazır olup bir kıvılcım beklemektedir.
Ancak bilinç dışında aktif olan bu parça çok uzun zaman önce olmuş olsada travmadan çıkış yolu bulmaya çalışmaktadır. Hayatta kalma ögesi tarafından bastırılan travmatize olmuş parça ancak üzücü ve stresli durumlarda kontrol altında tutulmadığında gün yüzüne çıkmaktadır.