"Dünyada sizden, yani bütün erkeklerden niçin bu kadar çok nefret ediyorum, biliyor musunuz? Sırf böyle en tabii hakları imiş gibi insandan birçok şeyler istedikleri için. Beni yanlış anlamayın, bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart değil. Erkeklerin öyle bir bakışları, öyle bir gülüşleri, ellerini kaldırışları, hülasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki... Kendilerini daima bir avcı, bizi zavallı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçmiyorlar. Bizim vazifemiz sadece tabi olmak, itaat etmek, istenilen şeyleri vermek... Biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir şey veremeyiz... Ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum. Anlıyor musunuz?"
Yalnız boş, bomboş mahluklardı. Yaptıkları münasebetsizlikler hep buradan geliyordu. İçilerinin esneyen boşluğu karşısında ancak başka insanları küçümsemek ve tahkir etmek, onlara gülmek suretiyle kendilerini tatmin edebiliyorlar; şahsiyetlerinin farkına varıyorlardı.
İhtimal, eriştiği mertebeleri gösterebildiğine yahut da benim hâlimi düşünerek benim gibi olmadığına seviniyordu. Nedense hayatta bir müddet beraber yürüdüğümüz insanların başına bir felaket geldiğini, herhangi bir sıkıntıya düştüklerini görünce bu belaları kendi başımızdan savmış gibi ferahlık duyar o zavallılara, sanki bize de gelebilecek belaları kendi üstlerine çektikleri için, alaka merhamet göstermek isteriz. Hamdi de bana aynı hislerle hitap eder gibiydi...
Mühimce mevkilere geçen adamların esaslı âdetlerinden biri de galiba eski ve kendilerinden geri kalmış arkadaşlarına karşı gösterilerin bu biraz da şuurlu dalgınlıktı.