Hazal'ın Kapak Resmi
Hazal, Zemberekkuşu'nun Güncesi'ni inceledi.
 05 Nis 22:53 · Kitabı okudu · 16 günde · 7/10 puan

Bir kaç ayrıntı dışında, sıradan bir Haruki Murakami kitabıydı Zemberekkuşu'nun Güncesi. Karakterler, olaylar, hikayenin işleniş şekli diğer kitaplarıyla neredeyse birebir aynı Yıllar önce, ilk defa yazarın 1Q84 kitabını okuduğumda alışkın olmadığım bir tarz keşfetmiş olmanın heyecanıyla herhalde, tabii yazarın oldukça sade anlatımının da etkisi vardı bunda. 1500 sayfalık kitabı 1 haftada bitirivermiştim. Daha sonra arka arkaya Sahilde Kafka, Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında derken, anlatımı etkileyiciliğini bir nebze yitirmeye başladı gözümde. Son birkaç yıldır eskisi gibi uzun uzun yazmamasından yakınıyordum romanlarını. Etkileyiciliklerinin orada olduğuna inandırmıştım kendimi ve uzun bir süredir okumayı istediğim bu kitabı elime aldığımda beklentim de çok yüksekti doğal olarak. İlk sayfaları heyecanla çevirmeye başlamıştım ki yaklaşık 200'lere geldiğimde kitap o kadar ağırlaştı ki elimde, hem bitirmem uzun sürdü hem de 500'üncü sayfalardan sonra "cidden bu kadar uzatmaya gerek var mıydı yani?" sorusu dönüp durmaya başladı aklımda. Sonuç olarak, okuduğuma yine pişman değilim. Ve evet, Haruki Murakami hala favori yazarlarımdan, çünkü en azından hayal gücü bunu hak ediyor bence. Bir süre ara verdikten sonra diğer kitaplarıyla devam edeceğim muhtemelen.

Hazal, Olağanüstü Bir Gece'yi inceledi.
 21 Mar 23:48 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Satranç'tan sonra araya giren bir iki kitabında kaybettiğim Stefan Zweig'i yeniden bulmanın sevincini yaşadım az önce. Gerçekten yaşamanın ne demek olduğunu çok derinden hissettirdi.

Hazal, Huzursuzluk'u inceledi.
13 Mar 17:40 · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

Bazı kitaplar vardır, son sayfaya gelene kadar rahat vermez ya insana, işte o rahatsızlık hissinin kitap bittikten sonra bile geçmediğini düşünün.. Sanırım yazarın amacı da "Huzursuzluk" yaratmaktı..

Hazal, Dönüşüm'ü inceledi.
11 Haz 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · 9/10 puan

“Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.”

Giriş cümlesi olarak, 104 sayfalık eserin en net özeti budur bence. Aslında bu konuyla ilgili olarak kitap boyunca niyeyse ailesinin ve çevresindeki bir kaç insanın tavrı daha doğrusu tavırsızlığı beni çok rahatsız etti. Çünkü bir insanı karşında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buluyorsun! Ben olsam arkama bakmadan çığlık çığlığa kaçıp giderdim herhalde. Hiç olmadı böyle bir şeyin nasıl olabileceğini sorgulardım.. Samsa'nın çevresindeki insanlar ise ondan tiksinmekle birlikte hemen olayı kabulleniyorlar. Diğer karakterlere göre bir nebze daha iyi niyetli olan kız kardeşi Grete ise bir süre Gregor'a acıyor; ona sevdiği yemekleri getiriyor, odasını temizliyor ancak bir süre sonra ailenin Samsa'nın durumunda düzelme olmaması ve aslında Gregor'a insan olduğu dönemde bile bir aile bireyi olarak değilde sadece "ailenin geçimini üstlenen birey" gözüyle bakıldığı ve artık sorumluluklarını yerine getirememesinden kaynaklanan sıkıntılardan sonra o da pes ediyor, ve kurtulmaları gereken bir yaratık gözüyle bakıyor Samsa'ya.

Bu süreç içerisinde ise Gregor -ailesinin düşüncesinin aksine- olanları, konuşulanları anlıyor, bazı zamanlar ailesiyle iletişime bile geçmeye çalışıyor ancak babası tarafından sert bir şekilde engelleniyor. Onun yaşadığı kapana kısılmışlık ve çaresizlik hissini çok iyi yansıtmış diye düşünüyorum yazar.

Hazal, Ozan Beedle'ın Hikayeleri'ni inceledi.
 09 Haz 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Uzun bir aradan sonra tekrar Harry Potter'la ilgili bir şeyler okumak çok eğlenceliydi.. Kitapta ve filmde de bahsedilen 3 kardeşin hikayesi ve ona benzer bir kaç tane eğlenceli ve eğitici masallar Profesör Dumbledore'un da çözümlemeleriyle birlikte verilmiş.. Okuması gerekli mi? Tabii ki değil ama şöyle ki kitap aslında daha önemli bir amaca hizmet ediyor: J.K Rowling korunmaya muhtaç çocuklara yardım edebilmek adına "Lumos" vakfını kurmuş ve bu kitabın gelirleri de oraya gidiyormuş.. Belki bunun hatırına alınıp okunabilir diye düşünüyorum :)

Hazal, Locke Lamora'nın Yalanları'ı inceledi.
08 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Locke Lamora... Daha kitabı okumaya başlamadan önce baş karaktere isminden dolayı ısınmıştım zaten. Hatta sadece ben değil, elimde kitabı gören arkadaşlarım Locke Lamora, Locke Lamora deyip durdu. Kitabın başında önsöz niteliğinde Patrick Rothfuss'un kitap ve Scott Lynch hakkında güzel bir yazısı vardı ve onu okuduktan sonra kitabı bir an önce bitirmek için can atmıştım. Aslında, konu olarak değil belki ama yazarın yaratmış olduğu dünya bana sık sık Game of Thrones'u hatırlattı. Çünkü en son G.O.T okurken o dünyanın içine çekildiğimi hissetmiştim bir de Locke Lamora okurken oldu bu. Karakterleri ilginçti, hikayesi ilginçti. Buram buram özgünlük kokusu aldım ben bu kitaptan. Üstüne bir de sürpriz unsuru o kadar fazlaydı ki, bir ara kalbim dayanmayacak dedim. Yani kesinlikle çok keyif aldım okurken. Okuma listenizde bulunuyorsa ertelemeyin, yoksa da mutlaka ekleyin :)

Hazal, Bir Evlilik Komedisi'yi inceledi.
14 May 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · 7/10 puan

Genelde bu tür kitapları kafamın ya da zamanının çok dolu olduğu dönemlerde biraz eğlenmek için okuyordum ancak son zamanlarda hiç bu kadar keyif aldığımı hatırlamıyorum. Özellikle son cümlesiyle öyle bir kahkaha attırdı ki... Sinan Akyüz bu kitapla ters köşe yapmış sanki. Çünkü düne kadar yazarın adını duyunca İncir Kuşları aklıma gelir hüzünlenirdim. Sanırım yazar kendini her alanda ispatlamaya çalışıyor.

Yalnız bir kaç yerde Kocan Kadar Konuş'a benzetildiğini gördüm, bir yere kadar doğru ama komedi türündeki bir kitaba göre çok fazla altını çizdiğim cümle olması nedeniyle diğerlerinden ayrılıyor bana göre.

Hazal, Leyla'nın Evi'yi inceledi.
11 May 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Bu kitapla birlikte Zülfü Livaneli'yi neden bu kadar sevdiğimi bir kez daha anlamış oldum. Yalın bir dil, etkileyici tasvirler, birbirleriyle alakasız görünen ancak birbirlerinin hayatında derin izler bırakan karakterler... Her yönüyle muhteşemdi.

Hazal, Nar Ağacı'ı inceledi.
 13 Mar 2016 · Kitabı okudu · 19 günde · Beğendi · 10/10 puan

Sadece hikaye yönüyle de değil her yönden muhteşem ve farklı bir kitaptı Nar Ağacı... Hem tarihi yönden doyuruyor sizi hem de edebi bir dili var ancak bu öyle sizi korkutmasın çünkü kitap olay ağırlıklı ilerlediği için sayfalar akıp gidiyor elinizden, tabii bu yolculuk sırasında altını çizeceğiniz bir çok cümle olacak, nerede okursanız okuyun kaleminizi yanınızdan eksik etmeyin derim ben :)

Yorumumun tamamı için bloguma beklerim.
http://rapunzelinkulesinden.blogspot.com.tr/...nazan-bekiroglu.html

Hazal, Devrimin Kızı'ı inceledi.
05 Şub 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · 8/10 puan

Şimdi okuduysanız biliyorsunuz ki, Ivy ilk kitabın sonunda Bishop için büyük bir fedakarlık yapıyor ve topluluktan dışlanmak suretiyle cezalandırılıyor. Tamam diyorsunuz bu kız gitti, hayatta yapamaz tek başına. -en azından ben öyle düşündüm- Peki daha sonra ne yapıyor bu kız? Nasıl hayatta kalıyor?

Şöyle; İkinci kitap hiç kesintiye uğramadan, kaldığı yerden devam ediyor ve Ivy, -tabii ki- daha kitabın başlarında bir çakal tarafından saldırıya uğruyor ve sonra Westfall'dan dışarı atılan Mark(hatırlayamadım) tarafından NEREDEYSE öldürüyor. Ivy Mark'ı yaralayıp kaçmayı başarıyor ancak her şey yeni başlıyor onun için tabii ki. Kırgın, üzgün ve yaralı olarak tek başına ilerlemeye çalışıyor ve sonunda küçük bir kasabaya varıp tam umutlandığı anda terk edilmiş bir yerde, tek başına olduğunu fark ediyor. Ivy tam pes etmiş ve ölmek üzereyken Caleb ve Ash adında iki genç tarafından kurtarılıyor ve dışarıda kalan insanlardan oluşan bir kampa götürülüyor. İyileşiyor, avlanmayı öğreniyor, daha sert birine dönüşüyor ancak onun için hala bir şeyler eksik. Bishop!

Vee tabii ki daha sonrasında Bishop...

Tamam tamam, daha fazla spoiler yok. Size de bir şeyler bıraktım :)

Yani sonuç olarak: Seri aslında tam olarak distopya sayılmaz. Daha dar bir çevrede oluşturulmuş ve temelinde "iki düşman aile arasında ki çatışma" vardı. İkinci kitabı bitirince neden böyle olduğunu daha iyi anlayacaksınız. Yani aslında yazar alışılmış distopya tanımını kırmaya mı çalışmış yoksa bu eksiklikler acemiliğinden mi kaynaklanıyordu bilemiyorum ama her şeye rağmen kısa, akıcı ve çıtır çerez kıvamında bir seriydi. Başlar başlamaz bitireceksiniz emin olun.

Hazal, Marslı'ı inceledi.
 04 Şub 2016 · Kitabı okudu · 11 günde · 7/10 puan

Kitap, bir Mars görevi sırasında aniden oluşan bir fırtına sebebiyle Ares 3 mürettebatının görev iptali yaparak gemiye dönmeye çalışmalarıyla başlıyor ve bu fırtına esnasında başkahramanımız Mark Watney'in yaralanması ve mürettebatının Mark'ı öldü zannederek mecburi kalkış yapması sonucu Mark'ın Mars'ta tek başına geçirdiği 1.5 yıl süresince verdiği yaşam mücadelesini anlatıyor.

Kitap, bilim-kurgu meraklılarını tatmin edecek düzeyde bilimsellik -hatta bolca bilimsellik- barındırıyor ancak bunlar hikayenin akışını çok kesmişti bence, bu nedenle ben bir çok yerde sıkıldım ve hatta zaman zaman bırakmayı bile düşündüm.

Hazal, Anansi Çocukları'ı inceledi.
 28 Oca 2016 · Kitabı okudu · 7 günde · 9/10 puan

Şimdi Şişko Charlie adında bir çocuk var. -gerçek adı Charlie Nancy- Ha bir de, sandığınız gibi şişko değil. Ben bunu arka kapak yazısında ilk okuduğumda gerçekten yine bir çocuk hikayesi okuyacağız sandım ama Şişko Charlie aslında koskoca bir adammış. Ve dediğim gibi babası bir tanrı. (Yeryüzünde ki bütün hikayelerin sahibi olan Anansi) Tabii ki Charlie'nin bundan haberi yok. O babasıyla ilgili çocukluğundan kalma kötü anılara sahip ve annesinin ölümünden sonra babasıyla tamamen ilişkisini kesip başka bir ülkeye taşınmış. Güzel, iyi bir kızla nişanlı ve normal bir işte çalışan sıradan bir insan kendisi. Hatta görüp görebileceğiniz en sıradan karakterlerden. Şöyle ki, Şişko Charlie tam düğün hazırlıkları sırasında babasının ölüm haberini alıyor. Sonuçta babası değil mi? İstemese de mecbur gidiyor cenaze törenine. Gidiyor gitmesine de o günden itibaren bütün hayatı değişiyor Charlie'nin. Çocukluğunun geçtiği mahallede ki eski komşuları sayesinde babasının bir tanrı olduğunu ve aslında Örümcek adında bir kardeşi olduğunu öğreniyor. İlk başlarda her mantıklı insanın yapacağı gibi inanmıyor tabii ki ama içine bir kurt düşüyor neticede ve bir akşam kardeşini çağırıyor...

İşte o günden sonra hiç bir şey eskisi gibi olmuyor Charlie için. Şimdi Charlie'yi bir gözünüzün önüne getirin. İçine kapanık, iyimser, hatta çoğu zaman görmezden gelinebilecek kadar silik bir karakter. Vee Örümcek onun tam tersi. Hatta çoook daha fazlası. Ayrıca Charlie'nin aksine büyü yeteneğine sahip. Ve bu kardeş, İşi ve nişanlısı da dahil olmak üzere Charlie'nin hayatına bir "el atmaya" karar veriyor. Sanırım olacakları tahmin edebiliyorsunuzdur.

Hazal, Lola ve Komşu Çocuk'u inceledi.
18 Oca 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · 7/10 puan

Bir Lola'mız var bu kız hafif çatlak :) Devamlı kostümlü partilerine gider gibi giyinen, rengarenk süslü püslü hayatı olan ve eşcinsel ebeveynleriyle yaşayan on yedi yaşında bir ergen. Bir de Sevgilisi Max var ki Lola'nın taaam zıttı. Ondan hem büyük hem de grubu olan bir rock'çı. Böyle serseri, asi, yakışıklı bir tip; dövmeler, uyuşturucu falan filan. Tam da bugüne kadar alışmış olduklarımızdan yani. Ama Lola'yı seviyor, Lola'da onu. Taaa kiiii, kızımızın ilk aşkı olan ve geçmişte kalbini feci kırmış komşu çocuk mahalleye geri taşınana kadar. Tahmin edersiniz ki olaylar bundan sonrasında biraz karmaşıklaşıyor.

Yorumumun tamamını görmek isterseniz: http://rapunzelinkulesinden.blogspot.com.tr/...nie-perkins.html?m=1

Hazal, Yaz Kılıcı'ı inceledi.
15 Oca 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · 8/10 puan

Magnus Chase tabii ki bir yarı tanrı. Aslında yazın ve bereketin tanrısı olan Frey'in oğlu, ancak ölümlü dünyasında; Küçük yaştayken annesi öldürülmüş ve onu sahiplenen bir akrabası olmaması nedeniyle, sokaklarda yaşayan, kimsesiz, sıradan bir çocuk. 16 yaşına geldiğinde, bir gün; onu arayan birileri olduğunu fark ediyor ve hayatı bir anda değişiyor: Yıllardır görmediği dayısı Randolp ona gerçekte kim olduğunu anlatıyor, peşine ateş diyarının lordu düşüyor,9 diyarın en güçlü kılıcına sahip oluyor -kılıçta ayrı bir olay- ve daha sonra öldürülüyor. Evet tam olarak öldürülüyor! Hayır tabii kı hikaye burada bitmiyor. Aksine tam olarak burada başlıyor çünkü onurlu bir şekilde öldüğünü düşünen bir Valkyrie (kahraman olarak ölenleri Odin'in diyarına taşımakla görevliler) onu Valhalla(Odin'in hizmetinde ki askerlerin cenneti)'ya götürüyor. Burada bambaşka bir düzen karşılıyor Magnus'u: Sınırsız yiyecekler, her şeye sahip olduğu lüks bir oda, bir kaç arkadaş, her gün tekrarlanan ölüm antremanları (burada ölmek diye bir şey yok!) Ancak Magnus'un resmi olarak kabul edileceği günde -kader tanrıçaları sanırım, emin değilim- Valhalla'da beliriyor ve Magnus'un yanlışlıkla seçildiğini, yanlışlıkla öldüğünü, kaderinde Valhalla'nın olmadığını ve Magnus engel olmazsa 9 gün içinde Ragnorak'ın gerçekleşeceğini haber veriyorlar. Bu yüzden Yaz Kılıcını bulmak ve Tüm diyarların(9 diyar var) kıyameti olan Ragnorak'ın gelmesini engellemek amacıyla kahramanımız Valhalla'dan kaçıp dünyada ölürken kaybettiği Yaz Kılıcı'nın peşine düşüyor.

Çok fazla spoiler vermemek amacıyla ve devam edersem sabaha kadar anlatmam gerekeceği için konusunu burada kesmek istiyorum. Ama genel olarak bir yorum yapacak olursam başlarda İskandinav mitolojisine alışkın olmadığımız için yadırgıyoruz, ancak karakterler, diyaloglar, hikayeler o kadar muhteşem kurgulanmış ki bir süre sonra anlayamasakta! alışıyoruz ve hikaye akıyor resmen. Percy Jackson'da olduğu gibi yine eğlenceli bir atmosfer yaratmış yazarımız. Şu kadarını söyleyebilirim ki kahkahalarınıza engel olamayacağınız bölümler var :)

Hazal, Aziz Bey Hadisesi'ni inceledi.
05 Oca 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Böyle kitapları okudukça edebiyata ; Özellikle Türk Edebiyatına olan aşkım, tutkum daha bir artıyor. Ve daha böyle nicelerinden bir haber olduğumu düşündükçe üzülüyorum. Aziz bey, zaafları, aksilikleri, gururu ve sevgisiyle bizden biri kesinlikle.