Şirin, tatlı garaj dairemde yalnız kalacağım için üzgün değildim. Evde sıcak çikolata, marşmelov, filmlerim, atıştırmalıklarım, yeni bir yapbozum ve birkaç da kitabım vardı.
Ya sen?” dedi. “Sen gençken kavgalara karıştın mı?”
"O tür yüzleşmelerden nefret ederim. Sesimi yükseltmem için çok kızgın olmam gerek. Ama birçok şey beni kızdırmaz. Hislerim o kadar kolay incinmez,” dedim. “Sadece birisini dinleyerek ve ona sarılarak birçok şeyi düzeltebilirsin.” Yüzümdeki ve kollarımdaki birkaç izi işaret ettim. “Bütün yara izlerim sakarlıklarım yüzünden kaldı.”
“Başına gelenlere rağmen, hiçbir şeyin ya da kimsenin yok edemediği bir hayat ışığına sahipsin. Hâlâ nasıl kendin gibi olabildiğini anlayamıyorum.”
“Sevdiğimiz insanların nasıl kişilere dönüştüğünü, nasıl insanlar olduklarını seçemeyiz,” dedim, “ama yanında olmak istediğimiz kişileri seçebiliriz. Yanlarında
olmaya değer olduklarını bilmelerini istiyorsak.”
Bazen, hatta belki daha fazla, insanın tek başına olması daha iyiydi. Bazen kendinizin, en yakın arkadaşı olmasını öğrenmeniz gerekiyordu. Kendinize öncelik vermeyi öğrenmeniz gerekiyordu.