Serinin bu kitabı da şaşırtmadı. Hemencik bitiveren tadı damağımda kalan bir kitap oldu. Anne ile Gilbert evlendiler. Hayallerindeki eve taşındılar ve burada yepyeni dostlar edindiler. Yeni karakterlerden özellikle Leslie'nin hikayesi oldukça etkileyiciydi. "Tipik erkek işte" tasvirleri ile Bayan Cornelia'yı da epey sevdim. Ve Kaptan Jim... Bu serinin okurları olarak umut, dostluk, arkadaşlık, aile gibi kavramların içimizi sıcacık yapmasını sevdiğimizi düşüyorum. Hayaller evinde bunların hepsi bolca vardı ancak neşe ve hüzün iç içe öyle güzel bir dengedeydi ki olaylara üzülsem de bu dengeyi beğendim. Bu şekilde hikaye peri masalı olmaktan çıktı; karakterler daha insansı, daha bizden biri gibiydi. Sayfa sayısı iki katı olsaydı hiç şikayet etmeden keyifle okurdum.
"Hoşça kal, sevgili küçük hayaller evi".
O kadar güzel ki canımı yakıyor. Böyle kusursuz şeyler her zaman canımı yakmıştır. Böyle bir acının kusursuzluk tan ayrı düşünülememesinin sebebi nedir? Artık geriye dönemeyeceğimizi fark ettiğimizde duyduğumuz o kesinlik hissinin verdiği acı mı?