Zikir kalbin gıdasıdır; gıdasını almayan kalp zayıflar ve sonra ölür. Kalp ancak zikir ile beslenir, kuvvetlenir, toparlanır, manen hayat bulur.
Gavs-ı Sânî {kuddise sırruhû}
Velilerden Bayezid-i Bistâmi [kuddise sırruhá] şöyle demiştir:
"Otuz yıl ibadetle meşgul oldum. Bu zaman zarfında bütün hayatımı Allah'a ibadete tahsis ettim. Ama bir gün bana şöyle bir nida geldi:
- Allah'ın hazinesinde ibadet etmenin şekli çoktur. Yaptığın ibadet sayesinde Allah'a manevi yakınlık elde edeceğini zannetme! Ben de sordum:
- Peki, Allah'a yakınlaşmanın alameti nedir? Dediler ki:
- Zillettir: kendini hakir görmek, gönlünü aşağıda tutmak. Ümmet-i Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) arasında kendini garip bir yolcu gibi hissetmek ve alçak gönüllü olmaktır."
Abdülkâdir-i Geylânî [kuddise sırruhû] şöyle sohbet etmiştir:
'Ey oğul! Sen dünyada bâki kalmak ve ondan faydalanmak için yaratılmadın. O hâlde sende bulunup da Allah Teâlâ'nın razı olmadığı hasletlerini değiştir. Allah'a kulluk hususunda 'Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah' sözüyle yetiniyorsun. (Kelime-i tevhidi dilinle söyleyip gereklerini yapmıyorsun.) Hâlbuki bu söze ameli de eklemen gerekir. Sen büyük küçük her türlü günahı işler, Hak Teâlâ'nın emirlerine muhalefet edip bunda ısrar edersen; namazı, orucu, zekâtı ve diğer hayırlı amelleri yapmayı terk edersen, bu mübarek söz sana (hakkıyla) fayda vermez." (Bkz. Bakara, 82; Âl-i İmrân, 57; Nisâ, 122; Mâide, 42; Yunus, 9; Hûd, 23)