Bombalardan kaçarken yalınayak mahallemize sığınmış o çocuk, namaz için bizim çocuğumuzla aynı camiye giriyor. Ayağındaki yırtık terliğini çıkarıp çocuğumuzun ayakkabısının yanına koyuyor. O bilmiyor, o ayakkabının bedeliyle kendi ayağını da ısıtacak beş tane ayakkabı alınacağını. İyi ki bilmiyor. Ortam müsait,şimdi bu çocuk, o ayakkabıyı çalsa, resimdeki "hırsız mülteci" yi göreceğiz ama komşuda patlayan bombadan minik bir şarapnelin bizim çocuğun ayakkabısını yaktığını göremeyeceğiz. Körleşiyor çünkü gözlerimiz....
Tembel diye yargıladığımız çocuklarımız ne de çoktur. Oysaki bebek ve çocukları sadece izleyerek, boş bir anlarının bile olmadığına, aksine hepimizden daha meşgul olduklarına şahitlik edebilirsiniz.
...
Ergenlik dönemindeki 'tembellik mefhumu' ise sonradan öğrendikleri bir şeydir. Muhtemelen de bizlerden öğrenirler.
Hangi ilaç bizi kullanmadan iyileştirdi? Hangi iyi kitap okumadan bakış açımızı değiştirdi? Hangi temiz hava solumadan kanımızı temizledi? Hayatımızda yer etmeyen bilgi yük değil de nedir?
Eğitim, sabah sekiz - en iyi ihtimalle - öğlen iki arası sürüyor. Çocuk eve geldiğinde sistem, ödevler için, oyuna ayırdığı vakti de ondan istiyor. Hani çocuğun işi oyundu? Uyanık olduğu vaktin çoğunu dışarıda geçiren çocuğun ders, yemek ve yatış ritüeli dışında, ne doyasıya oyuna, ne de ailesiyle iki kelam sohbet etmeye vakti kalmıyor.