Şimdi, geriye dönüp baktığımızda,
Yüzleştiğimizde tarumar kalbimizle
Görüyoruz ki;
Kırgınlıklarımız,
Yaşanmamışlıklarımız
Sandıklar dolusu sandıklarımız var!!...
Ve çoktan büyümüştür her biri,
Kim bilir;
Kendimizle savaşlarımız şimdi kaç yaşındalar?...
Mutluluk adındaki nimete doymadık hiç adamakıllı
Her şey tadımlıktı
Tebessüm bile, bir mahkûmun teneffüs saatlerindeki voltası kadar,
Bir kaç adımlıktı
Ne vakit umut eksek tarlalara o yıl kurak geçerdi
Bütün otogarlarda ayrılıkları kucakladım
Ve hangi şehri öpsek caddelerinden
Dudaklarımıza bir yarım kalmışlık,
Bir ezilmişlik
Bir hüzün değerdi.
Ve artık gidecek hiçbir yeri yoktu heveslerimizin
Hepsi kursağımızda kalıyordu...
...
Bütün acıları sever olmuştuk günbegün, her birine ayrı ayrı alıştıkça
Ki hep yeni bir acının koynunda buluyorduk kendimizi,
Bir başka acıdan kaçmaya çalıştıkça...
Ben ateşi gözlerinde tanıdım
Kıvılcımken sarıldık bir kaç defa
Ve kucaklaştık yangın olduğunda...
Har halini de gördüm,
Kor halini de...
Ben dağları gözlerinde tanıdım
En kırsal, en yabani, en kurak
En kimsesiz halini gördüm
En gür, en kalabalık, en çiçekli halini de
Ve en çok kalabalık bir orman yakışıyordu,
Ve eteklerinden denize koşan bir ırmak, nazlı nazlı
Ve bir vadi yemyeşil,
Bir ova bereketli...
Ben denizi gözlerinde tanıdım
Durgun, sûkut halini gördüm
Fırtınalı, deli, asi hallerini de...
Güneşin doğusuna şahitlik ettim gözlerinde kaç defa
Yüzüne doğuyordu,
Yüzünü sımsıcak bir ışığa boğuyordu
Yakamozu gördüm, sarmaş dolaş
Ve ay ışığını dans ederken
Gözlerinde...
Ben bütün çocukları
Çocuklukları gözlerinde gördüm,
Yaramazdılar bazen, yere göğe sığamayacak kadar,
Bazen öksüz, yetim,
Dudağı, boynu bükük