Nostalji, taşrada karanlığında kaybolan bir doktor, bambaşka bir yere taşınan efsaneye kaçan bir hikaye
Tadı damağımda kaldı. Durup durup aklıma geliyor kitap parça parça. Oysa okurken hiç fark etmemiştim bu kadar etkilendiğimi.
(Tamamıyla spoiler içerir.)
Bir doktor bir öğretmen hayattan vazgeçmiş. Rakı sofraları kuruyor hayatı konuşuyorlar. Öğretmen doktordan epey büyük yaşça. Kibirlisin diyor, içli adamsın aslında. Böyle saklıyorsun kendini umursamaz gibi görünerek. Sonra hikaye bir gül gibi içindeki başka yaprakları açıyor bize. Doktorumuzun çocukluk kahramanı halasının eşi yani eniştesi 1915 lerde ilk pilotlardan. Eniştesinin günlüğünü tesadüfen bulmasıyla başlıyor kitap. Pilotluk dediysem de baya uçan mezar gibi. 100 km uçuş yapıp ölüyor arkadaşları. Uçak havada alev falan alıyor. İlerde diyorlar insanlar uzun mesafeleri uçabilecekler mi? Sonra enişte hafiye olarak gizli bir göreve veriliyor. Karısına aşık meftun çiçek gibi bir adam. Karısı ikinci bebeklerine hamile. Derken hafiyelik yaparken düşman birliklerin çadırına rastlıyor. Çadırda düşman birliklerden bir çocukla rastlaşıyor. Öldürmek zorunda kalıp yerde emekleyerek kaçıyor oradan. O saatler süren kaçışta yüreğimiz ağzımızda okuyoruz satırları. Sonra ah sonrası... Şevket enişte uçakla kaçmayı başarıyor çölde lâkin yolunu kaybediyor. Günlerce günlerce ne tarafa yürüdüğünü bilmeden yürüyor yürüyor elinde telgraf kuşlarıyla. Onları yiyip kanlarını içmek zorunda kalıyor. O kadar inanmıştım ki kurtulacağına eşine çocuğuna doğmamış çocuğuna kavuşacağına. Olmuyor. Hikaye bitmiyor. Bir efsaneye göre çölde ölmek üzereysen bir at gelirmiş yanına bastığı yerden su fışkırırmış. O sudan bir damla içen ölümsüz olurmuş. Düşman askerleri de bunu araştırmaya gelmiş zaten çöle. Ve başkahramanımız 40 lı yaşlarından sonra hiç
Kum TefrikalarıÖmür İklim Demir · Yapı Kredi Yayınları · 20202,234 okunma