"Dikkatli ol," dedim alayla. "Böyle giderse birbirimizden nefret etmediğimizi düşünecekler."
Evin önünü aydınlatan ışığın sınırına geldiğimizde beni ötesinde uzanan karanlığa çekti.
"Senden nefret ettiğimi hiç söylemedim," diye mırıldandı gür sesiyle. Kolumu çekiştirerek beni kendine döndürdü.
Çarpıcı yüzüne baktım, ay ışığı sivri çenesine vuruyordu. Dikkatim bir an ağzına kaydı.
"O zaman nefret ettiklerinin vay haline," diye mırıldandım kolundan çıkarak.
"Yukarıda birlikte olmamamız için binlerce neden var." ...
"Uyumam gereken o kadar çok kural var ki hepsini saymaya başlasam sabahı ederiz," dedi.
"Boş verin o zaman, efendim." ...
"Efendimleri, profesörleri bırakmanın zamanı çoktan gelmedi mi sence de?" ...
"Lance," dedim usulca. Tekrar gözlerine baktığımda göz bebeklerinin genişlediğini gördüm.
Aramızdaki mesafeyi bir çırpıda kapattı ve dudaklarıma yapıştığında saf günahı tattım.
... "Verdiğin sözü tutup nazik olacak mısın?"
Dudakları büyük gülümsemeyle kıvrıldığında onu tanıyamadım. "Olacağım. Sakın bana âşık olma ama. Yarın tekrar kavga etmeye döndüğümüzde tuhaf kaçabilir."
"Bana öyle bakmayı kes," ...
"Nasıl bakmayı keseyim?"
"Neyden bahsettiğimi biliyorsun," diye tersledi. "Ben senin öğretmeninim."
"Farkındayım," dedim şaşkınlıkla. Onu ne kadar çok istediğimi anladığı için dehşete kapılmıştım.
"Öyle mi?" Bana doğru bir adım attı.
Onu başımla onayladım...
"O zaman bana öyle bakmayı kes."
...
"Kafanı çevir o hâlde, Lance."
"Hepsi dokunulmaz," diye fısıldadım yumruklarımı sıkarak.
"Kimse dokunulmaz değildir," dedi Orion kalbime dokunan gür sesiyle. "Sadece onlara nereden vurman gerektiğini bulmalısın, Mavi."