"Bıçağın sızısı. Sana her dokunduğumda, yanındayken bunu hissediyorum. Sanki vücuduma taze kesikler açılmış gibi. Acıtıyor ama o acıyı da arzuluyorum," diye mırıldandı. "Bu hangi duygu?"
...
"Ben..."
"Söyle," diye cesaretlendirdi. "Senin için ne anlama geliyor?"
"Aşk," dedim tek nefeste. "Aşk bana böyle hissettiriyor. Batıyor, acıtıyor çünkü gerçek ve kaybetmekten korkuyorsun. Ama yara olarak hep seninle kalıyor."
Alistair: Neye ihtiyacın var?
Thatcher: Bir dikkat dağıtma operasyonuna.
Alistair: Tam olarak nasıl bir şeye?
Thatcher: Fark edilmeden hapishaneye girip çıkmamı sağlayacak bir şeye.
Rook: Ah! İşte bu be!
Alistair: Rook aklından bile geçirme.
Rook, Alistair'ı grup sohbetinden çıkardı.
Rook: Babacık gittiğine göre...
Rook: Hadi burayı küle çevirelim.
"Tüm bunlar bittiğinde ne yapacaksın?" Geleceğin ikimiz için neler getireceğini merak ederek düşüncelerimi sesli dile getirmiştim.
Gülümsemesi genişledi. "Hayatımın geri kalanında hapse girmekten kaçınacağım."
Beni tekrar döndürdüğünde güldüm ve dünya bir anlığına sadece renklerden ibaret kaldı.
"Peki ya ben?" diye sordum nefes nefese. "Ben ne yapacağım?"
"Şu an yaptığını yapacaksın," dedi bir tutam saçımı kulağımın arkasına sıkıştırırken. "Peşime düşeceksin. Benim için var olacaksın."
Ruhumun olmaması, annemin rahmini istila eden kötülükten ya da babamın bozuk genlerinden kaynaklanmıyordu.
Hayır, benim bir ruhum yoktu çünkü ona aitti.
Sanırım biz yaratılırken ruhlarımızı ikiye bölmek yerine, güvende tutması için ikisini de ona vermişlerdi. Zamanı geldiğinde varlığımın, onun omuzlarında taşınmak için yaratıldığını bana hatırlatacaktı.
Sayfa 168 - Thatcher Alexander Pierson·Kitabı okudu