Burada, bu yanmış kilisenin kalıntıları arasında günah çıkarma kabinine dayanmışken onun hiçbir zaman Havva olmadığını anladım.
Cennet bahçesine sürünerek girip onu çalmamış, yasak meyveyi yemeye zorlamamıştım. Hayır, öylesi çok kolay olurdu.
O başından beri benim Lilith'imdi.
Cennetten kovulup cehennemin çukurlarına düşme sebebimdi. Onun yüzünden sonsuz ateşler içinde yaşayacaktım.
"Altı dakika," dedi Thatcher. "İçtiğiniz her sigara, ömrünüzden altı dakika çalıyor. Bunu biliyor muydunuz?"
Elimde olmadan güldüm. "Desene, hedefe altı dakika daha yaklaştım."
Şeytanın oğlu olmadım. Hayır, bir başkasının ayaklarının önünde eğilmeyi reddediyordum.
Bunu istemişlerdi, değil mi? Ümitsiz bir çocuktan geriye kalanları alıp onu nefret edecekleri bir canavara dönüştürmek istemişlerdi.
Şeytanı istemişlerdi, ben de kralı olmuştum.
Hepsinin hâkimi.
Lucifer'ın ta kendisi.
Dibe vurmanın yeniden yükselmek için en iyi şey olduğunu söylerlerdi. Peki ortada bir dip yoksa yukarı nasıl çıkılırdı? Sürekli düşüp sonsuz bir çukurda, sınırsız sulara dalmaya devam ediyorsan nasıl kurtulurdun?
O zaman ne yapardın?
"Ben de seni özledim," dedim alaycı bir gülüşle. Sesim kalın ve çatallıydı.
"Tabii ki ben de seni özledim. Sadece..." dedi yumuşak bir fırsatıyla. "Seni kendime saklayabilir miyim?" dediğinde adeta ruhum parçalandı.