Gördüğünüz gibi, tam bir bilinçle deliligin ana yolu üstünde yürüyordum, tastamam benim gerçekliğimin yoluydu bu, apaydınlık uzanıyordu önümde, tüm imgelerimle, canlı, aynaya yansıyan, benimle birlikte ilerleyen.
inanın, dostum, şimdi edindiğiniz yaşantı sizde biraz hoşnutsuzluk uyandırsa da bu daha hiçbir şey, çünkü siz her zaman bir olduğunuza inanırken, yalnızca iki değil. bilincinde olmaksızın kim bilir kaç kişisiniz?
Babam!
Bir saniye geçti, ama sonsuzluk gibiydi. İçimde, kör gereksinimlerin, değiştirilemeyen şeylerin tüm yılgınlığını duyumsadım: zamanın tutukevi; şimdi doğmak, ne önce ne de sonra; bize verilen ad ve beden; nedenler zinciri; şu adamın fışkırttığı tohum: istemeksizin babam olan; bu tohumdan dünyaya gelişim; o adamın istemeksizin meyvesi olmak; o dala bağlı olmak; o köklerle dile getirilmek.
O zamana dek kendimin yaşamın içinde bir adam olduğuna inanmıştım. Bir adam, hepsi bu. Yaşayan. Sanki her bakımdan kendimi kendim yapmışım gibi. Ama tıpkı şu bedenimi kendim yapmadığım gibi, tıpkı bu adı kendime kendim vermediğim gibi, dünyaya kendi istemim olmaksızın getirildiği gibi, kendi istemem olmaksızın bir çok şey gelmişti başıma, içimde çevremde başkaları tarafından; bir çok başka şey başkalarınca yapılmıştı, başkalarınca verilmişti bana, gerçekte hiç düşünmediği, hiç imge vermediğim başkalarınca, tuhaf, düşmanca bir imge, şimdi bu imgeyle saldırıyorlardı üstüme.