Önünüzde 18 saat var neler yaşayacağınızı bilmediğiniz bir zaman dilimi!!! Bana birkez daha evet geçmiş değil, gelecek değil an önemli dedirten bir kitap oldu... Dili çok sade, akıcı bir çırpıda okunuyor hiç yormuyor... okurken sakın kalemsizalmayın elinize onsekiz saat'i altını çizmediğiniz yer kalmayacak çünkü Her demden duygu ve konu var kitapta sadece beni erotizmin olduğu kısımlardaki argo ve müstehcen diye tabir ettiğimiz kısımların fazla açık bir dille kaleme alınmış olması rahatsız etti onun dışında çok keyif alarak okudum
Gelelim konusuna;
İstanbul Gümüşsuyu'nda bulunan Libya konsolosluğuna silahlı baskın düzenleyen 4 teröristin başarısızlıkla sonuçlanan eyleminin ardından güvenlik güçlerinden kaçmaya çalışırken sığınmak amacıyla bir binaya girmeleri ve bu bina da herşeyden habersiz mimarlık bürosu açılış kokteyli için bir araya gelen Nadir, Tolga, Özge, Jale, Berrak, Arzu, Bektaş, Paşa, Ganimet ve diğerleri ile kesişen yolları O yaşanılan onsekiz saatlik ⏳ günden sonra hiç birinin hayatı eskisi gibi olmayacak
Teşkilat-ı Mahsusa'yı en iyi anlatan romanlardan biri diyor kitabın arka kapağında Cengiz Semercioğlu sırf bu bilgi için bile okunmaya değer... Kalemi değerli bir yazarla tanışmaktan ben çok büyük keyif aldım.
On Sekiz SaatErtürk Akşun · Destek Yayınları · 2019246 okunma
"Sanatçı ve zanaatkâr arasındaki fark ne biliyormusun? Sanatçı tanrı gibidir baştan yaratır, ters yüz eder, o hem yok edeci hemde yaratıcıdır. Zanaatkâr ise sadece taklit eder. Müthiş taklit eder. Sanatçı edepsizdir, ahlaksızdır, zanaatkar tam tersine edepli ve ahlaklı olandır. Sanatçı kendi ahlakını yeniden yaratan kişidir. Kendinden önceki ahlakı yıkmaya çalıştığı için ahlaksız gibi gelir insanlara, zanaatkâr ise var olan ahlakı yaşatan ve yaşayan kişidir. "
"Kor gibi yanan ateşe düşmüş odun parçası, anlamıyorum, hiçbir şeyi anlamıyorum demiş. Neden bu kadar sıcak burası demiş. Odun ne olduğunu anlamadan yanıp tükenmiş ateşte. Aşk böyle bir saçmalıktır işte. Sadece yanarsın. Güzel olan kısmıda bu zaten... Sadece yanarsın... "