“Bir salon adamının nazikliğiyle karşılansam elim ayağıma dolandı sanırım; çünkü ben kendim, ince hareketlerle, çıtkırıldım sözlerle karşılık vermeyi beceremezdim. Oysa böyle sert bir tutum beni hiçbir yük altında bırakmıyordu; tersine, bu tuhaf tutumlar karşısında sakin, terbiyeli olmak bir çeşit üstünlük sağlıyordu bana.”
“Uzaktan uzağa, güzellik, zariflik, naziklik, çekicilik gibi niteliklere karşı ezbere bir hayranlık duyuyordum ama bunları bir erkekte toplanmış olarak karşımda görsem, benim ruhuma hiçbir yönden tanıdık olmadıklarını içgüdümle sezer, onlardan kaçınırdım. Ateşten, yıldırımdan, yani parlak olmakla birlikte cana yakın olmayan şeylerden kaçar gibi kaçınırdım.”
“Bu öyle bir yaşayıştı ki aslında bir ayrıcalık olan rahatının, güvenliğinin bile değerini bilemez olmaya başlamıştım; çünkü canım sıkılıyordu. Tam o sırada beni alsalar da yarını belirsiz, zor bir yaşamın içine atıverseler yeriydi doğrusu. O anda bana batan rahat, çetin savaşımlar arasında, kim bilir nasıl burnumda tüterdi!