1992 Yılının kasım ayındayız...
Türkiye’nin karanlık siyasi atmosferinde,3 yıl arayla aynı gün doğan ve aynı evde büyüyen iki çocuk: Firuze Akın ve Ali Ecevit Tarhan...
Biri Akın ailesinin biricik prensesi, diğeri o evde çalışan ailenin oğlu,lakin aralarındaki sevgi bağı öyle güçlü ki daha o yaşlarda ilerde birlikte gidecekleri başka şehirlerin,yaşayacakları evin hayalini kuruyorlar.
Ta ki 16 Kasım 1992 gecesine kadar ;
Firuze'nin 7. doğumgünün olduğu gece evlerinde korkunç bir cinayet işlenir.
Fail, Firuze’nin abisi Bülent’tir ama suç, 10 yaşındaki Ecevit’in üzerine yıkılır. Firuze'nin babası Atilla Akın'ın da desteğiyle uygun günah keçisi olan Ecevit gözaltına alınır,işkence görür ve Başsavcısının oğlunu öldürdüğü için “Vatan Haini” damgası yer...
Bir çocuğun hayatı bilinçli şekilde karartılırken cinayete tanık olan Firuze ise ailesi tarafından yönlendirilerek böyle söylersen Ecevit geri gelecek yalanına inanarak verdiği masum bir ifade, arkadaşının da kendisinin de hayatını yakar.
O gün sadece Ecevit değil, iki çocuğun da hayatı kaybolur.
Ecevit’in ailesi dağılır. Onur, umut, ev, her şey yıkılır.
Firuze büyür ama oyun arkadaşının bakışı peşini bırakmaz.
Vicdanının acısıyla hergün biraz daha kahrolur,ailesinden uzaklaşır hayatından vazgeçer.
Derken yıllar sonra Ecevit geri gelir...
Soğuk. Hesapçı. Kırılmış.
Tek istediği ise hayatını elinden alan herkesten intikam almaktır.
Üzüm Buğusu benim Dilan Durmaz kaleminden okuduğum ilk kitap ama bu seri devam ettikçe son olmayacak gibi görünüyor.
Sevgiyle Kalın...