Genel can sıkıntısı ve neşesizlik halinden de hoşlanmıyorum. Çoğu insanın canı sıkılır, çünkü yapmakta olduğu şeye ilgi duymuyordur ve sanayi sistemimizde onların yaptıkları işe ilgi duymalarını sağlamakla ilgilenmez.
Her ihtiyaçlarını derhal doyuruyorlar, öğrenmek için pek az sabir gösteriyorlar, düş kırıklığına kolayca göğüs geremiyorlar, kendi içlerinde bir merkezden, bir kimlik duygusundan yoksunlar. Bu yüzden acı çekiyorlar ve kendilerini, kimliklerini ve yaşamın anlamını sorguluyorlar.
Değinmek istediğim ilk hoşnutsuzluk, her şeyin ve nerdeyse her şeyin satılık olması gerçeğidir. Yalnızca ticari mallar ve hizmetler değil, fikirler, sanat, kitaplar, kişiler, kanılar, bir duygu, bir gülümseme, hepsi de bir metaya dönüştürülmüş. Tüm yetenekleriyle ve potansiyelleriyle bir bütün olarak insan da öyle.
Ne yaman çelişkidir ki, en varlıklı toplumların en hastalıklı toplumlar oldukları görülür ve o toplumlarda tıbbın ilerlemesi, tüm biçimleriyle ruhsal ve ruhsal-bedensel hastalıklarda büyük bir artışa koşuttur.