Herkes içindeki dünyayı dışarıdaymış gibi, herkese zorla kabul ettirmeye, onu kendisinin gördüğü gibi görmeye zorlamak istiyordu, ona göre, başkaları bu dünya içinde kendisinin onları gördüğünden başka türlü var olamazlardı.
Ah, tarihin tadı, beyler! Hiçbir şey tarihten daha dinlendirici değildir. Yaşamda her șey gözlerimizin önünde sürekli olarak değişiyor ; hiçbir șey kesin değildir durak bilmeyen o kaygı , durumların nasıl gelişeceği, sizi öylesine tasalandıran, öylesine tedirgin eden olayların sonuçlarını görme kaygısı! Tarihte her șey kesin bir biçimde belirlenmiş, istikrar bulmuștur: yașantılar ne denli acılı, durumlar ne denli hüzün verici olursa olsun, işte
karşımızdalar, düzenlenmiş, en azından, otuz kırk kitap sayfası içinde dondurulmuş, iște, oradalar; artık değişmeyecekler, en azından, kötücül bir eleştirel ruh çıkıp, tüm ögelerin birbirine öylesine iyi uyduğu, sonuçların kusursuz bir mantıkla nedenlerine boyun eğercesine izledikleri, her olayın tüm ayrıntılarının kesin ve uyumlu bir biçimde geliştiği sizin yan yatıp hayranlıkla izlediğiniz o ideal yapıyı havaya uçurmaktan kötücül bir haz duyuncaya dek.
Hiçbir zaman herkes için, her zaman için tek bir gerçeklik yoktur, sürekli olarak sınırsızca değişen bir gerçeklik vardır. Bugünün gerçekliğinin biricik gerçek olduğu yanılsaması, bir yandan bizi ayakta tutarsa da öte yandan sonu gelmez bir boşluğa doğru hızla iter. Çünkü bugünün gerçekliği yarın bir yanılsama olarak ortaya çıkmaya yazgılıdır. Üstelik yaşam sona ermez. Sona eremez. Yarın sonra ererse, bitmiştir.
Niçin bana kendinizden söz etmeyi sürdürüyorsunuz, sizin benim için, kendiniz
için olduğunuz kişi olmanız, benim de sizin için kendim için olduğum kişi olmam için, benim, içimden, size, sizin
kendinize verdiğiniz gerçekliği vermem, sizin de aynı biçimde davranmanız gerektiğini, bununsa olanaksız olduğunu biliyorsanız?