irem

irem
@Cicibebeee
Ben, başkaları için, o zamana dek kendi gözümde olduğumu sandığım kişi değildim; Yaşadığımı göremiyordum; Yaşadığımı göremediğim için, kendi kendime yabancı kalıyordum, yani başkalarının her birinin kendince görüp tanıyabildiği, benimse tanıyamadığım biri; Bu yabancıyı görüp tanıyabilmek için karşıma koymam olanaksızdı; ben kendimi görebiliyordum, onu göremiyordum. Bedenim, dışarıdan baktığımda, benim için düşsel bir görüntü gibiydi; yaşamayı bilmeyen, biri onu alsın diye orada bekleyen bir şey.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hiçbir şeyi tanımıyordu , kendini de tanımıyordu ; yaşamış olmak için yaşıyordu, yaşamayı bilmiyordu; yüreği çarpıyordu, bunu bilmiyordu; soluk alıyordu, bunu bilmiyordu; gözkapaklarını kıpırdatıyordu, ama bunun ayrımında değildi.
En büyük çabamı şunun için harcamalıyım: kendimi kendimde görmemek, kendi tarafımdan görülmek, kendi gözlerimle ama bir başkasıymışım gibi : herkesin gördüğü ama kendim göremediğim ötekini.
Eger başkaları için o zamana dek kendim için olduğumu sandığım kişi değilsem, kimdim ben? Yaşayıp giderken, burnumun biçimini, küçük mü büyük mü diye hiç düşünmemiştim; ya da gözlerimin rengini; alnımın dar mı geniș mi olduğunu, böyle bir sürü şeyi. Bu benim burnumdu, bunlar gözlerim, bu alnım: şeyler, kendimi işlerime verdiğim, düşüncelere daldığım, duygularıma kaptırdığım için düşünemediğim benim ayrılmaz parçalarımdı. Ama șimdi düşünüyordum: Peki, ya ötekiler? Ötekiler benim içimde değil. Dışarıdan bakan başkaları için, benim düşüncelerimin, duygularımın bir burnu var. Benim burnum. Bir çift gözü var, benim gözlerim, benim görmediğim, ama başkalarının gördükleri. Düşüncelerimle burnum arasında ne gibi bir bağ var? Bana göre, hiçbir bağ yok. Peki ya ötekilere göre? İçimdeki düşüncelerimi göremeyen, dişarıdan bakınca burnumu gören başkalarına göre? Başkalarına göre, düşüncelerimle burnum arasında öyle çok bağıntı var ki, eğer düșüncelerim, tutalım çok ciddi, burnumsa biçim olarak çok gülünçse, gülmeye koyulurlar. Böylece, düșünmeyi sürdürünce, başka bir üzüntüye kapıldım : yaşarken, yaşamımın eylemleri içinde kendi gözümde kendimi temsil edemiyordum; kendimi başkalarının gördükleri gibi göremiyordum; kendimi gövdemin karşısına koyup, onun bir başkasının gövdesi gibi yaşadığını göremiyordum. Bir aynanın karşısına gectiğimde, içimde bir duraklama oluyordu sanki; tüm kendiliğindenlik sona ermiş, her el-kol devinimim bana yapmacık ya da özenti gibi görünüyordu. Yaşadığımı göremiyordum.
Yalnızlık hiçbir zaman sizinle birlikte değildir; her zaman sizsizdir, ancak çevrenizde bir yabancı varken olanaklıdır: yer ya da kişi, ne olursa olsun, sizi tümüyle görmezden gelen, sizin de onu tümüyle görmezden geldiğiniz bir yabancı ; öyle ki isteminizle duygunuz kaygılı bir belirsizlik içinde yitik, asılı kalır; sizinle ilgili her doğrulama durduğu için, bilincinizin özdenliği de durur. Gerçek yalnızlık, kendi başına yaşayan, sizin için ne izi ne de sesi olan, böylece de yabancının siz olduğu bir yerdedir.