Irmak aynı zamanda her yerdedir, kaynadığı yerde, döküldüğü yerde, çağlayanda, kayıkta, akıntı yerinde, denizde, dağda, aynı zamanda her yerde ve onun için yalnız hal vardır, gecmişin ya da geleceğin gölgesini bilmez ırmak.
İnsanların büyük çoğunluğu düşen bir yaprak gibidir, katılıp gider rüzgarın önüne, havada süzülür, dönüp durur, sağa sola yalpalayarak iner yere. Pek az kişi de vardır, yıldızlara benzer, belli bir yörüngede ilerler durur, hiçbir rüzgar varamaz yanlarına, kendi yasalarını ve izleyecekleri yolu kendi içlerinde taşırlar.
Diyelim suya bir taş attın, en kısa yoldan suyun dibini boylar. Kendine bir hedef belirledi, kafasına bir şey koydu mu, Sidarta’da da değişik değildir durum.
Bedenin, duyuların oyunun özben olmadığı nasıl kesinse, düşünceler de akıl da öğrenilen bilgelikler de, bir düşünceden sonuç çıkarma ve yeni düşünceler üretme becerisi de özben değildi.
İnkalar, dünyanın geri kalanıyla bağlantısız yaşadıklarından, altına taştan fazla değer vermiyorlardı. Siddharta, dünyevi zevklerin buğusunda yolunu arayan, Doğu mistisizminden, yogadan, meditasyondan yolu geçenlere altın etkisi yapacaktır. Akışa kendini kaptırmış olanlara ise sarı bir maden.
Siddharta’nın yolu “lüksten vazgeçmek zenginleştirir” düşüncesi üstünde yoğunlaşıyor. Babasının yanında ruhani rahat bir hayat yerine yürümeyi; Gotama’nın ardından gitmek yerine keşfetmeyi tercih ediyor. Maddi dünyanın hazlarını keşfettikten sonra zenginlikten vazgeçiyor. Haz dünyası ile manevi dünyayı ayıran ırmağın iki tarafına da geçiyor, sonra o sınırı, ırmağı keşfediyor.
Kitabın bana verdiği, dünya bir keşif alanı, keşfetmekten korkma, lükslerinden vazgeçmekten korkma, dünyevi zevkleri tat ama bağımlısı olma...