Kanaatimizce klasiğin kendisini okumak onun etrafındaki habitatı tüketmeye çalışmaktan çok daha verimlidir. Zira daha kısa sürede konjonktürden daha az etkilenmiş, daha güvenilir bilgi sağlama potansiyeline haizdi.
Bu stratejik hamlenin bir de hedef noktası da Batı halklarıdır. Zira aşikar hale gelen her zulümde Batı medyası alt mesajlar ile "Siz bu Doğuları/Müslümanları ya da bizden olmayan her kimse bizim gibi insan sanıyorsunuz ama değiller. Bunlara iyilik yapıyor ve medeniyet götürüyoruz aksi halde asla medeni olamazlar. O yüzden çok vicdan yapmayın." biçmindeki propagandayı devreye sokar. Bu sayede ettikleri üzülme verebilecek bir kamuoyu tepkisini sönümlerler.
İslam ülkeleri Orta Çağ'dan asla çıkmazlar o halde onları onların iyiliği için işgal edelim. Bu elbette stratejik bir hamiledir. Zira işgal edilen ülkede bu fikirler yaygınlaştırıldığında mukavemet gücü kırılmış olur. Örneğin Amerika'nın bir 1.5 milyon insanı öldürerek Irak'a demokrasi ve medeniyet (!) götürdüğü dönemde Iraklıların bir kısmının medeniyet geliyor sevinciyle işgali kutladıkları kameralara yansımıştı.
Bu açıdan bakıldığında klasiklerin bir diğer özellikleri telif eserler olmalarıdır. Burada telif olmak ile maksadım yazarın gerçekten orijinal bir şey ortaya koyması hasebiyledir. ikincil kaynakların büyük bir kısmı telif değil tasvir eserleridir. Yani klasikleri betimlemek maksadındedır. Bir kişinin o klasikte anladıklarını özetlemesi kabilindedir.
Klasiklerin yorumlanması klasiklerden çıkarılan bilgilerin derlenmesi üzerine yapılan eserlere ise ikincil kaynaklar deriz. Örneğin sosyolojiye giriş, Felsefe tarihi gibi eserler ikincil kaynaklardır.