“Bir elvermek isterdim,” dedi Perrin, “ama yapılması gereken başka işlerim var. Zaten epey paslanmışımdır. Son sene içinde demirhanede çalışma fırsatım olmadı pek.” “Işık aşkına! Öyle demek istemedim. Eline çekici alıp çalışman için değil.” Demirci şok içinde gibiydi. “Ne zaman o kaz beyinlilerden birini kulağında bir arı ile göndersem, on dakika sonra yeni bir savla geri dönüyor. Hiç iş yapamıyorum. Seni dinlerler.”
“Elbette alacağız onları,” dedi çatı ustası boğuk bir sesle. Hızla Daise’e döndü, bir mastifle savaşmaya hazırlanan sıska bir horoz gibi kabarmıştı. “Ve işe Kadın Kurulu’nu karıştırmak istiyorsan, Köy Kurulu tepenize oturur! Bak bakalım oturmuyor muyuz!”
“Hari haklı!” diye seslendi Daise Congar, yolundaki adamları ittirerek. “Tenekeciler çalar ve yalnızca eşyaları değil! Çocuk çalarlar!” İttirip kaktırarak Cenn Buie’nin yanına vardı ve Cenn’in başparmağı kadar kalın işaret parmağını adamın burnunun dibinde salladı. Adam, kalabalığın içinde becerebildiğince geriledi; kadın ondan bir baş uzun, yarım kat ağırdı. “Güya Köy Kurulu’ndasın, ama Hikmet’i dinlemek istemiyorsan bu meseleye Kadın Kurulu’nu getiririm ve icabına bakarız.” Adamlardan bazıları başlarını sallayarak mırıldandı.
Uzak duvarın üzerinden bir baş yükseldi ve telaşla yine indi, ama Perrin parlak sarı bir ceket göremeden değil. “Trolloclar değil,” diye hırladı tiksintiyle. “Tenekeciler! Tuatha’anlara ok atmışsınız. Şu arabaları yoldan çekin.” Dizginlerin üzerinde yükselerek ellerini ağzının önünde boru yaptı. “Gelebilirsiniz!” diye bağırdı. “Sorun yok! Kimse size zarar vermeyecek! Şu arabaları çekin dedim,” diye terslendi çevresinde durup bakan adamlara. Tenekecileri Trolloc sanmak! “Ve gidip oklarınızı alın; eninde sonunda gerçekten ihtiyacınız olacak onlara.” Bazıları yavaşça itaat etti ve Perrin yine bağırdı. “Kimse size zarar vermeyecek! Sorun yok! Gelin!” Arabalar yağ isteyen aksların gıcırtısı ile iki yana çekildi.