Bu Kitap; toplumsal bir çığlıktır.
Yazar; kendi gözleriyle görür ki zenginlik sadece başkalarının acısı üzerine kurulmuştur.
Uygarlık dediğimiz şey, aslında eşitsizliğin sistemleştirilmiş halidir.
—Bir gün, bu uçurum hepimizi yutabilir—
Cicero diyor ki;
insanın korkuya rağmen doğruda durma cesaretini göstermesini, sessizliğin bir suç olabileceğini söyler ve evet bu kitap bir vicdan manifestosudur.
Dil, insanın doğal duygularından doğmuştur;
ama toplum geliştikçe, dil duygudan uzaklaşıp mantığın aracı haline gelmiştir.
Zamanla toplumlar büyüyüp karmaşıklaştıkça dil de soğuk, mantıklı ve soyut bir biçim aldı. Rousseau burada, medeniyet ilerledikçe insanın doğallığını kaybettiği fikrini dile getirir. bu, onun genel felsefesinde sıkça gördüğümüz bir temadır.
Ayrıca, iklimin ve coğrafyanın da dillerin yapısına etkisi olduğunu savunur. Örneğin sıcak ülkelerde duyguların daha coşkulu, dillerin ise daha melodik olduğunu söyler.
Alıntılarla dolu, maksim gorki ; çocukken dış dünyayı tanımaya ve hayata çok zor şartlarda tutunmaya çalışan insanların mücadelelerine tanık olma sürecini anlatır. Keyifli , sürükleyici , hayatın içinden konular.
Zihni ve fikri kaçış, konuşamazdım ama düşünebilirdim.
Çarpıcı, sade, öz ve kısa metinlerden, bir tür felsefi Aforizmalardan oluşan bu kitap boyunca Aliya’nın hayat, ölüm, varoluş, aşk, özgürlük, din gibi insan oğlunun varoluşsal meselelerine dair fikirleri ile karşılaşacaksınız.