"Unutulmuş Aşkın Kıyısında"
Efe, o gece Zeynep’in adını bağırarak uyandı. Bir anlığına, kalbinin derinliklerinde bir acı hissetti, sanki yıllarca görmediği birini kaybetmenin acısını duyar gibi. Hemen yatağından kalktı, elini yüzünü yıkayarak derin bir nefes aldı. Günlük rutini başlamıştı ama bu sabah, her zamankinden farklıydı.
Zeynep, her zaman olduğu gibi her gün mutlaka onu arar, yazardı. Bir şekilde onu görmek, ona bir şeyler hatırlatmak için uğrar, içindeki boşluğu biraz olsun doldururmuş gibi olurdu. Ama bu sabah, Zeynep’ten hiçbir iz yoktu. Günler, haftalar, aylar geçti ve Zeynep bir kez bile aramamıştı. Yazmamıştı.
Efe, zamanla hastalığının derinleşmesiyle, Zeynep'in adını bile unutmuştu. Ama bir şey vardı, kalbinde bir boşluk, bir özlem, bir beklenti. Sanki hala birini bekliyordu.
Bir gün, yine o kaleyi gördü. Efe, gözlerini açtığında, kalenin içinde bir değişiklik olmuştu. O odanın kapısı, bu sefer hiç olmadığı kadar geniş açıktı. İçinde, Zeynep'i gördü. Efe, şaşkınlıkla bakakaldı. Daha önce asla açılmayan bu kapı, şimdi ardına kadar açılmıştı. Ve Zeynep, o odanın köşesinde, hüzünlü ve kederli bir şekilde ağlıyordu.
Bir anda, içindeki boşlukta kaybolmuş bir ses yankılandı. "Zeynep!" diye bağırdı Efe, yüksek bir sesle. O anda, gerçek dünyaya uyanmaya başladı. Zeynep’in ismi, ona bir şeyleri hatırlatmıştı. Her ne kadar unutmuş olsa da, Zeynep’i hatırlamıştı.
Efe'nin ailesi, endişeyle odasına koştu. "Efem, efem, bir şey mi hatırladın?" diye sordular. Efe gözlerinden yaşlar süzülen bir şekilde, "Evet… Evet!" dedi. "Zeynep… Zeynep nerede?" diye sorarak ailesine bakmaya başladı.
Ailesi, üzülerek gözlerini kaçırdı. "Zeynep’i uzun zamandır biz de görmüyoruz. Gelmiyor, aramıyor. Telefonu kapalı. Belki de yeni bir hayat kurmak istiyordur, bilemiyoruz," dediler.
Ama