Kalbim deliler gibi çarpıyor.
Hayatım boyunca korkunun beni yönetmesine izin verdiğimi fark ediyorum. Handrich bu korkulara bir son vermeyi vadetti ama aslında tek yaptığı onları beslemekti. Korkularını kullanarak insanları kontrol altında tuttu. Beni de Marion'ı da.
Canterbury'ye indiğimiz o günü hatırlıyor musun? Güneş pırıl pırıldı. Sen kaval çalarken, biri sana bu parayı vermişti. Sen de o gün bana verip hep seni düşünmemi söylemiştin. İşte bu, bu para, benim umut kaynağım oldu. Beni hayatta tuttu. Bir gün onu sana geri vermeyi istedim hep. İşte burada. Al bakalım.
Marion asırlar boyunca tek yaşama nedenimi. Ama artık cidden yaşamak istemediğimi hissediyorum. Yalnızca yaşamak için. Olasılıklar için, gelecekte yeni bir şeyler olabileceği ihtimali için.
Arkamdaki patikadan gelen bir hışırtı.
Arkama dönüyorum. Elindeki tabancayla bana nişan almış bir kadın görüyorum. Bir şok dalgasıyla sarsılıyorum.
Tabanca yüzünden yaşanan bir şok değil bu.
Kadını gördüğüm için yaşadığım bir şok.
İlk bakışta farklı görünüyor. Ayrıca dört yüz yıl önce veda ettiğim kız gibi değil, otuzlarının sonlarında bir kadın gibi görünüyor. Ama o. Gözler kendi kendilerinin kanıtlarıdır.
"Marion."