Sevgilisi âşığından annesinin ciğerini istemiş: Git anneni öldür ve ciğerini bana getir!.. Çocuk bu işi yapmış... Elinde annesinin ciğeri, koşarken ayağı bir yere takılmış ve düşmüş... Ciğer haykırmış: Vah evlâdım, acıdı mı bir yerin?...
Bu ağlayış bütün bir mevsim su görmemiş, üstü çatlaklı, böcek ölüleri ve kavruk otlarla kaplı bir toprağa gök gürültüleriyle karışık bir yağmur düşmesidir ve belki de şifanın ta kendisi...
Ağlamak, pek bildiği ve sık sık denediği bir şey değil... Gözyaşı onun ruh kuyusunun derinlerinde ve yukarı çekilmesi çok zor...
Hele bazılarının musluk açarcasına, olur olmaz, salıverdiği yaşlar onca çirkin...
Onca her şey, herkesin ağladığı vaziyetlerde fikir dehşetinden ibarettir; dehşetse dondurur, ağlatmaz.
Fakat bir yeri, bir yüksekliği var ki, gözyaşının, orada fikir utanır, barınamaz ve dipsiz kuyunun suyu bu defa gökten yere çevrilmiş bir sürahi gibi kalbe dolar.