"Ya şeyhim! Merhamet. Bu ne hal! Sen kızarmış tavuk yersin, zavallı oğlum zayıflamış, kemikleri derisinden çıkacak hale gelmiş, kuru arpa ekmeği yer. Bu nasıl haldir?"
Önce nazla sızlanan yaşlı kadına baktım, sonra da tavuğa. Elimi sofradaki kızarmış tavuğun kemikleri üzerine koyup seslendim:
"Kum biiznillah"
Tavuğa "Allah'ın emri ile kalk!" dedim. Tavuk hemen emre itaat etti. Tavuğun kemikleri bir anda toplandı ve sofradan tavuk olarak zıplayıp kalktı. O zaman yaşlı kadına dedim:
"Ne vakit senin oğlunun da ruhu cesedine, kalbi nefsine, aklı midesine hakim olsa ve o da lezzeti şükür için istese, o vakit leziz şeyleri yiyebilir."