Bize anlaşılmayı istemek öğretilmiştir ama bu dilek en kindar talebimiz, yetişkinliğe geçtikten sonra da annelerimize duyduğumuz hınca sarılma, her ihtiyacımızı karşılamadıkları için onları asla affetmeme yöntemimiz de olabilir. Yetişkinler olarak anlaşılmayı istememiz -pek çok şeyin yanı sıra- sahip olduğumuz en vahşi nostalji biçimi olabilir.
Paylaşım bağ olduğu kadar bir nimettir de. Walden aracılığıyla birbirimizin düşüncelerini kavrarız ve bu da bizi ortak bir geleceğe götürür(nitekim bu hikayede öyle oldu).
"Yalnızca kurtpençesi, böğürtlen, kantaron ve benzerlerinin, yabani meyve ve hoş çiçeklerin yetiştiği bu toprak parçasında fasulye yetiştirmeye çalıştım. Fasulyelerden ne öğrenecektim ya da fasulyeler benden ne öğrenecekti?"
Walden, H. D. Thoreau
Karşınızdakinin ihtiyaçlarına özen gösterirsiniz ve onlar da sizde ne görmek istiyorlarsa onu görürler. Tanımak adına tanınmayı feda etmek zorunda kalırsınız. Tabiri caizse, tasarınız ötekinin olmanızı istediği şeye (ya da olmanızı istediğini düşündüğünüz şeye) uymaktır, ancak her zaman ihtiyaç duyduğunuz bağları koparma tehlikesi arz eden yönleriniz vardır. Hepimiz ortaklığa yükselme mücadelesi veren yardakçılarız - en azından bu tablo dahilinde. Kendimizi başkalarının talepleriyle ve kullanabildiğimiz başka ne varsa onlarla şekillendiririz.
Temel özelliklerimizi dosdoğru tanıyacak olsaydık kaygıyla başa çıkmamız mümkün olmazdı. Arzularımızı gerçekte oldukları şekliyle görebilseydik aciz duruma düşerdik. Esasında kendini tanıma araçlarından yoksun varlıklarız. Psikanalistler kavramak istemediğimiz için kavramadığımızı söylerken bunu kastederler. Var olan tek fobi kendini bilme fobisidir. Psikanalizin ortaya koyduğu fazlasıyla yerleşik ve tutarlı insan doğası tablosunda görünen odur ki, kim olduğumuz her daim ziyadesiyle gözümüzü korkutur.