"Ben ölmek için dua ediyorum. Annem ben küçükken öldü, eğer büyürsem beni tanıyamaz," dedi çocuk. Bir süre sustum. Sonra yavaşça başımı salladım. “Ben de öyle düşünüyordum,” dedim. “Hatta gittim de ona.” Her yer karanlıktı; sonra bir yıldız gibi kayıp geldi yanıma. Sonunda beni de yanına alacak diye sevindim, boynuna sarılıp ağladım. Ama o, beni yanına alamayacağını söyledi. Çok şaşırdım. Annem olduğundan emindim, beni çok sevdiğinden de... Daha birkaç gün önce birlikte denizi izlemiştik. Dalgaların sesini dinlemiş, hiçbir şey konuşmadan oturmuştuk yan yana. Şimdi nasıl olur da beni istemezdi? Hayatı boyunca benden ayrılmamayı dilemiş ve çabalamışken şimdi neden kovuyordu beni? Bir anlam veremedim. “Neden?” diye sordum. Sesim biraz yükselmişti tabii. Ama Allah aşkına, sen kızmaz mıydın? Bembeyaz gözlerinden iki damla süzüldü yanaklarına. Belki gözyaşı değildi onlar; çünkü yere düşmeden yeniden bedenine karışıyor, karıştıkça daha çok parlıyorlardı. “Bu dünyaya seni isteyerek getirdim,” dedi. “Senin gözlerinle beraber güldüm ben hayata.” Sonra sustu biraz. “Sana kızdığım oldu. Yorulduğum da… Ama yemin ederim, seni bir kez olsun bırakmak istemedim.” O zaman hangi zalim ayırmıştı bizi? Hangi kalpsiz yapardı bunu? Ben onun hayatının yarısı bile değilken, kim benim bütün hayatımı çalmaya cüret etmişti? Üstelik elimde hiçbir şey yoktu; daha yumurta bile kırmayı bilmezdim ki ben! Bu dünyada tek başıma nasıl yaşayacaktım?
“Ben de gelmek istiyorum,” dedim. Annem başını iki yana salladı. “Olmaz.” dedi. O an hiçbir şey anlamamıştım. Gelmiştim işte. Tam karşısında duruyordum.Beni alması için kalan son ışıltımı da göz yaşlarımla beraber akıtıyordum.
Annem yavaşça iki elini yanaklarıma koydu. Ruhumu sarsacak o sözler döküldü dudaklarından:
“Bak benim güzel prensesim,” dedi sesi