Afrika'da suyun değerini, kıymetini şöyle anlatmak lazım: Su üzerine yazılı nice kasideler, beyitler vardır elbette. En meşhurlarından Fuzuli der ki; "Tiynet-i pâkını rûşen kılmış ehli âleme, iktida kılmış tarîk-ı Ahmedi muhtâre su" yani, nasıl ki Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmişse, su da onun izinde yürüyüp onun gibi bütün canlılara rahmet ve bereket olmuştur.
Bu itibarla ecdadımız, azizliğin en yüksek derecesini suya benzetmiş, duasını su gibi aziz olmak ile kıymetlendirmiştir. Günahına af isteyen, ölünce amel defteri açık kalsın isteyen, tanımadığı bir Müslümana iyilik yapmak isteyen, su hayratı yaptırmıştır. İstanbul Kasımpaşa'da bir çeşmenin kitabesinde şu sözler yazar ki, okuyan duygulanır: "Rabbim, nasıl İbrahim'in (a.s.) atıldığı ateşe serin ol dediysen, beni yakacak ateşe de şu hayrım sebebi ile serinlik emret."
Elena, bana çok yakındaki yılan adasını işaret ederek, oradaki hapishanelerde yılanlarla işkencede birçok yakınının öldürüldüğünü anlattı. Avrupalı Beyazlar, sadece zevki için hiç yere basmayıp gölgelikli sedyelerinde yatarak, gidecek oldukları yere kendilerini taşıtmışlar.
Dünya tarihinde ilk sömürgeciler Mozambik'te, İspanyollar ve Portekizlilerdi. Milyonlarca insan esir edilip, hiç bilmedikleri ülkelere götürülmüştü. Yerel halk, yeni gelen beyaz adamın dilini anlamadıklarında bağırılıp işkence yapılarak anlamaya mecbur bırakılmışlardı.
Evet, toprak kırmızıdır Afrika’da. Bazı yerlerde, sıcaktan kavrulmuş gibidir. Sahildeki kumsal, beyazdır. Şeffaf denizanalarının gölgesini bile gösterir. Küçücük bir mescitte dua ederken, yanınızda el açan gencin avuç içi sizinkinden daha beyazdır. Evdeki bir eşyaya, yanlışlıkla -ufak da olsa- zarar verip, bunu ben ömrümce çalışsam ödeyemem, diye ağlayan bir temizlikçinin gözyaşı, daha saftır birçoğumuzun kalbinin renginden.