Mesele onların yalan söylemesi değil; çünkü her zaman için bir dereceye kadar olağan karşılanabilir yalan!.. Hattâ aslında yalan sevimli bir şey de sayılabilir. Çünkü insanı sonunda gerçeğe ulaştırır yine de. Oysa burada insanı asıl öfkelendiren nokta yalnızca yalan söylemeleri değil; bu uydurdukları yalanlarına kendilerinin de inanmış olmaları!..
Niçin, özellikle bütün büyük kentlerde insanlar, kentin; parksız, çimensiz, çamurlu, pis kokulu, iğrenç semtlerinde oturmak için yalnızca zorunluluk değil, özel bir eğilim de duyuyor.
Peki, ya ben yanılıyorsam?.. Ya insanoğlu gerçekten de aşağılık bir yaratık değilse... Yani genel olarak, tüm insan soyu demek istiyorum... O zaman, demek oluyor ki, alt tarafı bir boş inançtan, kuruntuya dayanan bir korkudan başka bir şey değil bu... Hem buna hiçbir engel de yok... Hem bunun böyle olması da gerekli!..
“Ne denli güç bir işe girişmek istiyorum, hem de aynı zamanda ne denli boş şeylerden korkuyorum” diye düşündü. “Hımmm... Evet... Her şey insanın kendi elinde. Ama insan yine de yalnız korkaklık yüzünden ne fırsatlar kaçırıyor... Bu artık bilinen bir gerçek... Doğrusu ilginç bir soru: Acaba insanların en çok korktukları şey nedir? İnsanlar her şeyden çok atacakları yeni bir adımdan, başlayacakları yeni bir sözden korkarlar her halde... Doğrusu ben de amma çok gevezelik ediyorum. Hem ben bu gevezeliği de şu son bir aydır, gece gündüz bir köşede yatarak ve saçma sapan şeyler düşünerek öğrendim... Peki, ben şimdi niçin gidiyorum? Yoksa ben bunu yapabilecek miyim? Acaba bu ciddi bir durum mu? Ama hiç de ciddi değil. Öyleyse hayâllerle avutuyorum kendimi. Oyuncaklarla! Evet, belki de oyuncaktan başka bir şey değil bu!”