Bejna

Sevdiği kitaplarını oraya, yorganın içinde bir kenara toplar, sonra onlarla beraber, tıpkı oyuncağı ile beraber yatan ve onu kucaklamak için zaman zaman tatlı uykusundan uyanan bir çocuk gibi, onlarla koyun koyuna yatardı.
Reklam
Sevginin, merhametin eşiğini atlayanlar ıstırabın gömleğini de kendiliğinden giyinirler.
Ah , eski İstanbul! İçten içe kaynaşan hayatıyla, durmadan çarpışan ihtiraslarıyla , kin ve sevgileriyle , birdenbire coşan nefretleriyle , kaynayan sular gibi içten dönen ve derinleşen dolaplarıyla daima kızdırılmış bir kaplan gibi atılmağa , parçalanmaya hazır ocaklarıyla , tekkeleriyle , esnafıyla, o kadar parça parça , dağınık göründüğü halde istediği gün sokakta, çarşıda , meydanda birdenbire birleşen acayip ve korkunç bir mahluk gibi halka halka büyüyen , genişleyen , okyanuslar gibi homurdanan , önüne çıkan her şeyi yakıp yıkan , devirip alt üst eden , kadını erkeğini tamamlayan halkıyla her türlü canlılığın üstünde canlı şehir...
"Cahilsin; okur, öğrenirsin. Gerisin; ilerlersin. Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Paran yok; kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur."
Kanatları varmış kalbin. Sevince uçar, sevilmeyince göçermiş... Cahit Zarifoğlu
Reklam