Kahpelik dediğin şey, aslında anlık bir hareket değil; insanın içini gören, güvenine dokunan, sonra da en zayıf yerinden vuran bir gölge gibi çöker üzerine.
Öyle bir şeydir ki…
Sırtını dayadığın dağ kumdan bir tepeye dönüşür.
“Benimle” diyen ses, arka sokaklarda kaybolur.
Ve sen, kimsenin göremediği bir yerden kanarsın.
İnsan bir ihaneti yalnızca yaşarken değil, sonradan anlar, sonradan hisseder, sonradan çöker.
Çünkü kahpelik sessizdir; gürültüsüz vurur, iz bırakır ama ses çıkarmaz.
Bir bakarsın, en çok güldüğüne en çok içini açtığına, en çok “sen” dediğine kırılmışsın.
Ve asıl acı olan…
Sana yapılanın çirkinliği değil, senin güzel kalbinin buna inanacak kadar temiz olmasıdır.
Ama bilirsin;
Her kahpelik bir karakter eksikliğidir.
Her yara bir insanlık fazlalığıdır.
Senin acın bile onlar için lüks kalır.
O yüzden…
Kahpeliği yapan kazanmış gibi görünür,
ama aslında senin bıraktığın değerin yokluğunda boğulur.
Sen susarsın, geçersin…
Ama hayat, karakteri eksik olana gün gelir öyle bir ders verir ki,
senin kalbini parçalayan şey, onların omuzlarına bir ömür ağırlık olur.