Günaydın
Beni sevmezsen yağmurları sev 
Bulutlar ağlasın sen gül güneş doğsun yeniden.

-Yağmurlar

Gülüşleriyle içinizde güneşin doğmasına sebep olan insanların kıymetini bilin.

(Sarı bende senin kıymetini biliyorum bak :))

Bu saate kadar hayatta kalmış son insanlara bir tekme de benden.
YENİDEN DOĞUŞ

Tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
seni, kendinde tekrarlayarak
çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek.

Ben bu ayette seni ah çektim, ah
ben bu ayette seni
ağaca ve suya ve ateşe aşıladım!

Yaşam belki
uzun bir caddedir, her gün filesiyle bir kadının geçtiği,
yaşam belki
bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı,
yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur,
yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır,
ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi,
şapkasını kaldırarak,
başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle “günaydın” diyen.

Yaşam belki de o tıkalı andır,
benim bakışımın senin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı
ve bir duyumsama var bunda
benim ay ve karanlığın algısıyla birleştireceğim.

Yalnızlık boyutlarındaki bir odada,
aşk boyutlarındaki yüreğim,
kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder,
saksıda çiçeklerin güzelim yok oluşunu
ve senin bahçemize diktiğin fidanı
ve bir pencere boyutlarında öten
kanarya ötüşlerini.


Ah..

Budur benim payıma düşen,
budur benim payıma düşen,
benim payıma düşen,
bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür,
benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir
ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette,
benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir.
Ve "ellerini
seviyorum" diyen
sesin hüznünde ölmektir.

Ellerimi bahçeye dikiyorum,
yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda
yumurtlayacaklar.
Küpeler takacağım kulaklarıma
ikiz iki kirazdan
ve tırnaklarımı papatya çiçeği yapraklarıyla süsleyeceğim.
Bir sokak var orada,
aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla
küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar
bir gece rüzgarın bizi alıp götürdüğü.
Bir sokak var benim yüreğimin
çocukluk mahallesinden çaldığı,
zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu
ve bir oylumla gebe bırakmak bir zamanın kuru çizgisini
bilinçli bir simgenin oylumu
aynanın konukluğundan dönen.
Ve böylecedir,
birisi ölür
ve birisi yaşar.
Hiçbir avcı,
çukura dökülen hor bir arkta inci avlamayacaktır.
Ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum
okyanusta yaşayan
ve yüreğini tahta bir kavalda,
usul usul çalan
küçük hüzünlü bir peri,
geceleri bir öpücükle ölen
ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan...

FURUĞ FERRUHZAD

Güler Çakmak, bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Puan vermedi

Kimsecikleri dinleme
Evi bayadır havasız bırakmışım
Gözlerimi açıyorum,
İki elim göğsümde şimdi
İnsanın evi kalbi,evimi kalbimde taşıyorum.
Sardunyalar kırıldıkları yerlerinden yine yeşil
Her sabah daha yeşil
Kırıldıkları yerleri inadına yeşil
Kalbim atıyor şükür.
Canı çekince sevenin
Canı sıkılınca gidenin,
Kalbimi yormasına izin vermeyeceğim
Dövüşmeyeceğim, küsmeyeceğim
Sandalyenin ayaklarını sürümeyeceğim.
Bu bahar, bu yaz,
Hiçbir kış.
Her şeyi çok bilenin,
Bir bok bildiğine şahit olmadım!

Dinleme onu - onları!
Geriye baktın mı
Çok sevdim, korkusuzca seviştim de
En güzel yalanı söylediği için,ona yeniden aşık oldum de
Çok yalnız uyudum,ama en kalabalık rüyaları gördüm de
Hayatta canın ne çekiyorsa
Sadece onu yap!
Kimsecikleri dinleme
Kimsesizleri dinle
Gerçek orada
Seni ortada bırakıp gitme
Doğayı gör
Uyanıyor...
Bu bahar
Çıplak ayakla rüzgarı bekleyenlerin sesi kalbime yeter
Günaydın güzel gözlüm
Günaydın gözlerini benden kaçırmayan bahar

Birini Pencere Kenarına Çiçek Koyacak Kadar Sevmek Lazım, Kemal Hamamcıoğlu (Sayfa 54)Birini Pencere Kenarına Çiçek Koyacak Kadar Sevmek Lazım, Kemal Hamamcıoğlu (Sayfa 54)
Mor dağların çiçeği Nazo, Kördüğüm'ü inceledi.
16 saat önce · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · Puan vermedi

Günaydın gençler, genç kalanlar, kendini genç hissedenler..Geldik yeni kitap yorumumuza... Dün bir haber okudum güldüm.. Benim neyim eksik dedim. Amcanın biri düğününde bile kitap okumuş.. Bundan yola çıkarak kitabımı komşuya gezmeye götürdüm.Napim son doksan sayfa heyacan dorukta ya bitecek ya bitecek.. Gittik ben ve kitabım ohhh soba kurmuşlar, sobanın arkasına bir puf,arkasında tekli koltuk... Ev sahibine dedim bu arkayı komple rezerve yapıyorum. Kış boyu benim buralar.. BAktım koca tabak mısır patlatılmış... Tamam şimdi burda okumamak haram be dedim.. Kördüğümü bitirdim... Seviyorum artık bu kadını.. Ülke gündeminin şöyle bir tozunu atıyor.. Sonra güzel bir öykünün içine bunları serpiştiryor.Birde bir önceki kitapta ki kahramanın hayatını yeni bir kitapta anlatıyor.... İnsan eski bir tanıdığına rastlamış gibi oluyor... sorası geliyor insanın hani bir kadın vardı sizin evde o nereye gitti, nasıl ,ne yapıyor..... Kördüğüm güzel Kanadı Kırık Kuşların devamı ama ona göre daha hafif daha kolay ve sıkılmadan okunası bişi... Ayşe Kulin tarzını bilenler severek okur... hadi ben kaçar... yeni kitabımı seçmeye gidiyorum kitaplığa.....

Bir Yudum Kitap ile Gecikmiş Günaydın
Bazı sabahlar vardır, zor akşamlardan doğar. Kimi gününü gün eder kimi geceyi. Hepimiz yaşamışızdır elbet, en azından işitmişizdir birilerinden. Kenan Doğan, "Karanlık daha ağır basıyordu gözlerimizin değdiği her yere." diyerek bahseder böyle bir geceden. Şu gün doğumu ne umutlu şey. Karanlığın dahi biteceğini anlatır bizlere. O vakit, var olsun güzel sabahlar, siz de var olun.

(:

failimuhtar, bir alıntı ekledi.
18 saat önce · Beğendi · 10/10 puan

"Urras'ta doğru hareket etmenin, temiz bir yürekle hareket etmenin yolu yok. İçine kar, zarar korkusu ve güç isteği girmeden yapabileceğiniz bir şey yok. Hanginizin diğerine "üstün" olduğunu bilmeden ya da kanıtlamadan bir başkasına günaydın diyemezsiniz. Diğer insanlara kardeş gibi davranamazsınız, onları kullanmanız ya da aldatmanız, onlara emretmeniz ya da itaat etmeniz gerek. Başka birine dokunamazsınız, yine de sizi yalnız bırakmazlar. Özgürlük yok. Bir kutu- Urras bir kutu, bir paket, bütün o sarmalanmış, güzel mavi göğüyle, çayırları, ormanlarıyla ve büyük kentleriyle kutuyu açıyorsunuz, peki içinde ne var? Toz içinde, kapkara bir bodrum ve ölü bir adam. Elini başkalarına uzattığı için eli koparılmış bir adam.

Mülksüzler, Ursula K. Le Guin (Sayfa 294 - 295)Mülksüzler, Ursula K. Le Guin (Sayfa 294 - 295)

Pazar pazar günaydın
https://youtu.be/RMLxtln3qlk
lanetlenmiş kadınlar

(delphine ile hippolyte)

hippolyte, lambaların solgun ışığı vuran
minderlere uzanmış sessizce duruyordu,
ve toy genç kızlığının perdesini kaldıran
güçlü okşayışları, dalgın, düşünüyordu.

sabah uyandığında nasıl başını yolcu
çevirip mavi ufka bakarsa, tıpkı öyle,
henüz uzaklardaki gökleri arıyordu
fırtınalı bir anın ürküttüğü gözlerle.

ölgün halkalardaki o tembel gözyaşları,
bitkin, perişan hali, şehvetli üzgün teni,
hurda silahlar gibi terk edilmiş kolları
ve her şey süslüyordu narin güzelliğini.

dişlediği avını öldürmeyip gözleyen
güçlü bir hayvan gibi, delphine, eteklerinde,
dingin ve kıvanç dolu, baktıkça alevlenen
gözlerini örtmüştü hippolyte’in üstüne.

güçlü güzellik ince güzellik önünde diz
çökmüş ve şarabını içerken utkusunun,
dermek istercesine ağzından tatlı bir söz,
uzanıyordu ona doğru, sevdalı, tutkun.

kurbanının gözünde arıyordu durmadan
arzunun şakıdığı sessiz ilahileri
ve uzun ahlar gibi gözkapağından çıkan
şükran duygularını, o tatlı sözcükleri.

-dedi: "nedir düşüncen, ne dersin olanlara?
hoyratça soldururlar, hippolyte, tatlı yürek,
ilk güllerin kutsal adağını o kaba,
o yaban soluklara asla sunmaman gerek.

benim öpüşüm, akşam, büyük, saydam gölleri
okşayan su sineği gibi yumuşacıktır,
erkeklerin dudağı saban demiri gibi,
tekerler gibi oyar, acı izler bırakır;

atlar, öküzler gibi geçerler üzerinden,
çiğnenirsin altında insafsız ayakların,
hippolyte, kızkardeşim, yüzünü bana dön sen,
ruhumsun, her şeyimsin ve öteki yanımsın,

kutsal merhem, çevir o yıldızlı gözlerini,
bir tek bakışın bana yeter, ey tatlı bacım,
daha loş arzuların kaldırıp perdesini
sonsuz düşler içinde seni uyutacağım!"

hippolyte genç başını kaldırdı usul usul:
-"pişmanlık duymuyorum, hiç de nankör değilim
ama, ağır bir akşam yemeği yemiş gibi
sıkıntılı ve öyle endişe içindeyim.

sanki kanlı bir ufkun her yandan kapattığı
işlek, uzun yollara beni sokmak isteyen
o yoğun ve o kara hayalet taburları
çökmüşçesine ağır bir yük altındayım ben,

diyebiliyorsan de bana, dehşetim, ruhum,
yakışıksız, garip bir eylemde bulunduk mu?
sen "meleğim!" dedikçe korkudan titriyorum,
yine de dudaklarım gidiyor sana doğru.

kalbimin sonsuza dek sahibi, kızkardeşim,
artık tek düşüncemsin, öyle bakma yüzüme,
beni yakacakları ateş ve cehennemim,
günahımın ilki, ilk nedeni olsan bile"

öfkeyle silkeleyip perişan yelesini,
delphine, demir kürsüde tepinir gibi, birden,
gözleri çakmak çakmak, güçlü bir sesle, dedi:
-"kim söz edebilirmiş aşk varken cehnnemden?

binlerce lanet olsun, o ilk hayalci kimse,
lanet o budalaya, o dürüstlük satana,
çözümsüz ve kısır bir sorunu benimseyip
aşka dürüstlük denen saçmalığı katana!

serin ile sıcağı, gündüz ile geceyi
gizemli bir uyumda görmek isteyen bir kaz,
bir işe yaramayan inmeli bedenini
sevda denen o kızıl güneşte ısıtamaz!

git, istersen aptal bir nişanlı bul kendine;
kızoğlankız bir kalbi hoyrat öpüşlere sun;
koşa koşa, dağlanmış göğsünü, bil ki, yine
bana getireceksin, azapla dolu, solgun...

bu dünyada herkesin bir tek sahibi vardır!"
çocuk birden acıyla haykırdı: -"duyuyorum,
şu an tüm varlığımda, benliğimde derin bir
uçurum açılıyor; kalbimdir bu uçurum!

volkan gibi yakıcı -ve boşluk gibi derin!
euménide’in, elinde meşale, kanına dek
yaktığı bu ejderin, bu inleyen yüreğin
kanmayan susuzluğu dinmiyor, dinmeyecek.

kopalım bu dünyadan, perdeleri çekelim,
dinlendirsin öpüşler yorgun yüreğimizi!
derin göğüslerinde yok olmak, tüm dileğim,
ve bulmak mezarların uzak serinliğini!"

-inin, durmadan inin, ey acıklı kurbanlar,
inin, sonsuz, ölümsüz cehennemin yolundan
uçurumun dibine dalın, orda tüm suçlar
kamçılanıp göklerden gelmeyen bir rüzgârla

kaynar, fırtınaların, kasırgaların korkunç
uğultusunda, koşun en son noktasına dek
arzuların, ki onlar dinmek bilmeyecek hiç
cezanız tutkunuzun karşılığı olacak;

tek serin ışık sızmayacak mahzeninize
ve işte, yarıklardan, sokak feneri gibi
yanan kızgın mikroplar giriyor içeriye,
korkunç kokularıyla kaplıyor gövdenizi.

kıvancınızın buruk, doyumsuz kısırlığı
susuzluğu dindirip derinizi geriyor,
şehvetli teninizin öfkeli rüzgârları
etinizi bir bayrak misali titretiyor.

insanlardan uzakta, gezginler, hükümlüler,
koşun aç kurtlar gibi çöllere akın akın;
yazgınızı kendiniz yazın, düzensiz ruhlar,
içinizde kökleşen sonsuzluktan sakının!
charles baudelaire 

Günaydın.
"Her gördüğün ata sakın deme binektir.Sırrını verme dostuna,bazıları gevşektir. Eşeğe altın semer de vursan; eşek yine eşektir." - Ziya Paşa