Adı:
Postane
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758441785
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Post Office
Çeviri:
Avi Pardo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Parantez Yayınlar
Yine akşamdan kalmaydım ve sıcak dayanılır gibi değildi -kırk derecelik bir hafta. Her gece içmeye devam ediyor, sabahları Taş ve her şeyin olanaksızlığıyla yüzleşmek zorunda kalıyordum. Çocukların kimileri Afrika güneş kaskları ve gözlükleri giyiyorlardı; ama ben, hep aynıydım, yağmur ya da güneş- yırtık pırtık giysiler, çivileri ayaklarıma batan eski ayakkabılar. Mukavva parçaları koyuyordum ayakkabılarımın tabanlarına. Bir süre için iş görüyorlardı, ama çok geçmeden çiviler topuklarıma batmaya başlıyorlardı yine. Viski ve bira terliyordum, koltuk altlarımdan, ve sırtımda bir torbayla dolanıyordum çarmıh misali; torbadan dergiler çıkarıyor, binlerce mektup dağıtıyordum güneşin altında kavrulup sendeleyerek.
Fabrika'da bekçiliğe başlamıştım. Mersin-Adana sınırında bulunan bir mısır silosunun güvenliği için gündüz vardiyası bana verilmişti. Sabah 08:00 akşam 19:00 gibi bir çalışma süresini 1 ay 15 gün icra ettim akabinde yerime birini buldular bu geçici iş süreci hayatıma çok büyük tecrübeler kattı. Somut örnek olarak yaklaşık 30 civarı film bitirdim.

Bukowski şöyle tanımlamış postahane günlerini ''Çocukların kimileri Afrika güneş kaskları ve gözlükleri giyiyorlardı; ama ben, hep aynıydım, yağmur ya da güneş- yırtık pırtık giysiler, çivileri ayaklarıma batan eski ayakkabılar. Mukavva parçaları koyuyordum ayakkabılarımın tabanlarına. Bir süre için iş görüyorlardı, ama çok geçmeden çiviler topuklarıma batmaya başlıyorlardı yine.'' Bu arada alıntı, kitabın kapağında mevcut olduğundan gönül rahatlığıyla paylaştım. Abbbov bütün sırrı bozduncular sakin olabilirler.

Bazen bana yaşadığım o geçmiş denen anıların nasılda gerçek olduğunun hayreti düşer durur yahu ben bunları nasıl yaşamışım vay vay vay vah vah vah !!! ve bu tasvir ile bende o bekçilik günlerime döndüm. Fabrika faaliyet döneminde değildi. Silo boş ve satılığa çıkarılmıştı. Her sabah annem çantama soğuk suyumu koyar ve ben yola koyulurdum. Durak yakınlarında otobüs beklerken taze simit börek, ayran gibi yolluk yapar azığını omuzlayan Keloğlan tribiyle belediye otobüsünde arka koltuğa oturup link olarak paylaşacağım şarkı türevinde efkarın yanardağ gibi patladığı modlara yelken açar suskunserseri38 tarzı donuk suretle dinlerdim. https://www.youtube.com/watch?v=cmDgfzpKw5w

Fabrika salaş ötesi bir yerdi kertenkeleler timsaha dönüşmüş, toz ikinci bir ten misali zemini kaplamış sıcak zaten, hoşgeldin dercesine suretimi selamlamıştı. Çalışma arkadaşı yoktu. Ortam sıkıcıydı. Bukowski ne demişti ama '' Sadece sıkıcı insanlar sıkılır.'' Bu laf bazen tetikleyici bir güç oluyor tavsiye ederim. İşe koyuldum. Filmler izledim. Sundurma altı gibi yerde egzersizler yaptım. Piknik tüpünde çay pişirdim ha bu arada çay harareti alır diyorlar bunu diyen Çukurova yazında çay içmemiş anlaşılan çünkü ben o çayı içtiğimde derisi nemli zehirli bir ok kurbağası misali fabrika musluğunun hortumuyla Şafak Sezer Kutsal Damacana sahnesi gibi kendimi yıkıyordum ilerleyen saatlerde. Ne kadar doğru bilmem o çay hani akarsu manasına gelen çaymış. Alın bu bilgiyle ne yaparsanız yapın.

Bukowski bana çok şey öğretti. Yanlız olmanın yanlış bir kalpte olmaktan daha iyi olduğunu ve insanın öz saygısını dışa değil içe yansıtması olgusunu, Net tavırların önemini dolambaçlı izahta bulunmanın mantıksızlığını, hayatta her şeyin tozpembe olmadığını, kaybettiğini sandığın meselelerin kurtulduğun olabileceği ve daha bir sürü şey.

Vardiyam bittiğinde cumanın farzını kılıp apar topar dükkana fırlayan esnaf gibi bende dakika sayar dış kapıya göz diker gece bekçisini beklerdim. Akabinde Jamaikalı atletlerin bayrak yarışına benzer atmosferle görevi devrederdim.

Hani sabır acıdır meyvesi tatlıdır derler ya bizimki o hesap iş bitimi para geldi ellerime değdiiiiii değmediiiiii derken şu yaşadığımız hayat misali akıp gitti. Geriye baktığımda özetleyecek olursam Alın teri, bilek hakkı ve derine işlenmiş masum sabırlar aklıma geliyor. Yarın ihtiyar bir hal ile geçmişe bakacak olursam şunu diyeceğim. Tatlı kaderim beni fabrika bahçesinde , güneş altında derin düşüncelere dalmayı ve gençliğimi onurlu, şerefli bir yola harcamayı gösterdi. Bunun için ne kadar şükretsem azdır.

Başınızı ağrıttıysam şayet özür dilemeyi borç bilirim. Özürümü bir link olarak paylaşayım baş ağrısı demişken... https://www.youtube.com/watch?v=Q-gvNh4Ayjo

KAPANIŞ BÖYLE OLSUN İSTEDİM ESEN KALIN SEVGİ, BARIŞ HUZUR VE SABIR SİZİNLE OLSUN SAĞLICAKLA...

- Hayatı paylaşmak için (Ali kırca)
- İyi akşamlar Türkiye, her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa (Reha Muhtar)
- Siz de Türkiye için bir şeyler yapın (Fatih Altaylı)
- Gülümsemeyi ihmal etmeyin henüz kahkahaya vergi yokken (Gani Müjde)
- Bendeniz haftaya yine bu ekrandayım beklerim efendim (Aziz Üstel)
- En güzel günler en güzel geceler sizlerin olsun (Erkan Yolaç)
- Yollar uzun memleket koşulları çetin (Tayfun Talipoğlu)
- Şimdi bilgisayarınızı kapatabilirsiniz (Microsoft)
Postane de düzenli bir yaşamı sevmemesine rağmen hayatının 11 yılını bir postane de geçiren yazarın yaşadığı zorlukları,kadınlarla olan ilişkilerini,hayatı çok ta ciddiye almamasını yine keyifle okudum.İnsanlara bakış açısını mizahi bir üslupla anlatmış.Tabi ki tüm kitaplarında olduğu gibi dili yine bol küfür içeriyor ama siz bu dili okudukça kanıksıyor ve hatta seviyorsunuz.Keyifli okumalar.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.024 Oy)17.396 beğeni39.288 okunma2.088 alıntı164.396 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.802 Oy)8.092 beğeni25.863 okunma619 alıntı125.915 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.489 Oy)5.769 beğeni15.147 okunma2.191 alıntı78.082 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.415 Oy)8.365 beğeni22.687 okunma1.425 alıntı104.853 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (3.943 Oy)3.467 beğeni11.630 okunma1.033 alıntı47.386 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.783 Oy)7.315 beğeni20.458 okunma673 alıntı78.985 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.025 Oy)7.285 beğeni19.732 okunma3.116 alıntı115.757 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.965 Oy)12.410 beğeni31.588 okunma2.737 alıntı131.830 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.186 Oy)8.101 beğeni23.844 okunma1.864 alıntı101.727 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (2.998 Oy)3.058 beğeni9.368 okunma3.985 alıntı84.654 gösterim
Tipik bir Bukowski romanı. Bukowski her ne kadar berbat bir hayat yaşasa da insanı gülümsetmeyi başarıyor. Bu romanda Bukowski 11 yıl boyunca çalışmış olduğu postanede başından geçenleri ve karşılaştığı sıradan insanları sahip olduğu müthiş gözlem yeteneğiyle anlatıyor.
Yeraltı edebiyatını seviyorum. Bukowski'de bu alanın en iyisidir. Bu kitapla Chinaski ile Postacılık yapıp yazarlığa geçiş yapıyorsunuz. Dili anlatımı sizi çok zorlamaz hiç Bukowski okumadıysanız Ekmek Arası kitabı ile başlayabilirsiniz.
Charles bukowski nin asıl yapması gereken iş olan yazarlığa girmesini sağlayan eser postaneden ayrılarak büyük bukowski nin doğuşunun ilk romanı. 39-50 yaşları arasındaki 11 yılını konu alıyor. Ancak gelişimini ve hayatında önemli yer kaplayan postanede çalıştığı dönemleri anlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap. Bukowski nin şimdiye kadar dört kitabını okudum. Eserlerinde genellikle toplum dışı insanlar ile depresyonu konu alır ve alkolizme yatkın bir hayat tarzını anlatır. Eserlerını zenginleştiren kısım diğer karakterler ve onların Bukowski' nin gözünden görünüş şekilleridir. Charles bukowski bence yeraltı edebiyatının en iyi yazarından biridir.
Biraz daha içip yatağa girdik; aynı değildi ama, hiçbir zaman olmaz -boşluk vardı aramızda, bir sürü şey geçmişti başımızdan. Banyoya yürüyüşünü seyrettim; kıçının yanakları kırışmış, kat kat olmuştu. Zavallı Betty. Joyce taş gibiydi oysa -dokunmaktan haz duyardın. Betty’ye dokunmak pek haz vermiyordu artık. Hüzün veriyordu. Betty banyodan döndüğünde ne güldük ne de şarkı söyledik, tartışmadık bile. Karanlıkta içki içip sigara tellendirdik, uyuduğumuzda da ayaklarımızı birbirimizin vücuduna dayamadık eskiden yaptığımız gibi. Birbirimize değmeden uyuduk.

İkimizden de bir şeyler çalınmıştı.
Bukowski'nin memuriyet hayatından sonra pastanede çalıştığı dönemde iş hayatı sırasında yaşadığı zorlukları yazıya aktardığı kitabıdır. Mevcut olan sisteme adapte olamama sıkıntıları çekiyor. Çünkü adam sürekli olarak içiyor ve at yarışı oynuyor (: Bu tür şeylere ılımlı yaklaşan birisi . Ondan sonra hayat pahalılığıdr şudur budur kirasını ödemekte sıkıntı yaşıyor. Bir ilişkiye başlıyor ilişki sırasındaki çekişmelerini yansıtıyor kitaba. Aslında bakarsanız hayata dair memuriyet hayatı şehir hayatının insanı ne kadar yorduğunu ve aptalca olduğunu çok güzel bir biçimde kağıda dökmüştr. Monoton yaşam karşıtlığı ile nitelendirebiliriz.
Zaten Bukowski bit kuşağından gelir. Bit kuşağı yeraltı edebiyatının bana göre mi bilmem ama en iyi çıkışıdr. Bukowski de bit kuşağının en iyi yazarlarından bir tanesidir zaten.
On iki yıl çalıştığı postaneye nasıl girdiğini,iş koşullarını ve nasıl/neden istifa ettiğini ayrıntılı mizahi üslubuyla yazan Bukowski bir yalnız gezerdir.Diğer anlatı kitaplarında da görüldüğü üzere alkol,kadın/seks,ikili ilşkiler üzerinden yaşadığı topluma tanıklık ederken eleştirel bakışını mizahi ve samimi bir dille aktarır okura.O samimiyet okura işler ve kitaplarının satılma nedenlerinden biri de budur.Kendi adıma kapitalist toplumda sorgulayan,önüne konana körlemesine yumulmayıp şüpheyle yaklaşan ilerici ve aydınların bir üyesi olduğundan yerinde taşlamalarıyla o dönemin otoriter kurumlarıyla sürekli sürtüşen ve Amerikan yeraltı edebiyatında kalıcı iz bırakan C.Bukowski daima okunup hatırlanacaktır.
Kadınlar acı çekmek için yaratılmışlardı; sürekli sevgi sözcükleri duymak istemelerine şaşırmamak gerekir.
Charles Bukowski
Sayfa 150 - İmge kitabevi
İnsanın sinirlerini ve ruhunu yatıştırır yemek. Cesaret mideden gelir -gerisi umutsuzluktur.
- Nereye gidiyorsun Hank ?
- Greve katılacağım, öldürülen siyah için yapılan gösteriye katılacağım.
- Ama sen siyah değilsin ki!
- Nereden biliyorsun !
Ben hastalanmıyordum, çünkü kafamı çalıştıramayacak kadar yorgundum.
Charles Bukowski
Sayfa 20 - Epub/ parantez

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Postane
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758441785
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Post Office
Çeviri:
Avi Pardo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Parantez Yayınlar
Yine akşamdan kalmaydım ve sıcak dayanılır gibi değildi -kırk derecelik bir hafta. Her gece içmeye devam ediyor, sabahları Taş ve her şeyin olanaksızlığıyla yüzleşmek zorunda kalıyordum. Çocukların kimileri Afrika güneş kaskları ve gözlükleri giyiyorlardı; ama ben, hep aynıydım, yağmur ya da güneş- yırtık pırtık giysiler, çivileri ayaklarıma batan eski ayakkabılar. Mukavva parçaları koyuyordum ayakkabılarımın tabanlarına. Bir süre için iş görüyorlardı, ama çok geçmeden çiviler topuklarıma batmaya başlıyorlardı yine. Viski ve bira terliyordum, koltuk altlarımdan, ve sırtımda bir torbayla dolanıyordum çarmıh misali; torbadan dergiler çıkarıyor, binlerce mektup dağıtıyordum güneşin altında kavrulup sendeleyerek.

Kitabı okuyanlar 206 okur

  • Kişisel Manifesto
  • Burcu İsaoğlu
  • Alperen
  • M.Akın Özkan
  • Nilay Çağır
  • Harun Fırat
  • Abdullah Akyol
  • Ceren Karaman
  • Muhammed Ali KURT
  • Haydar Zaitsev

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.4
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%20.3
25-34 Yaş
%39.1
35-44 Yaş
%27.5
45-54 Yaş
%5.8
55-64 Yaş
%4.3
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%25.6
Erkek
%74.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.4 (12)
9
%14.3 (8)
8
%28.6 (16)
7
%19.6 (11)
6
%7.1 (4)
5
%7.1 (4)
4
%1.8 (1)
3
%0
2
%0
1
%0