Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.977
Gösterim
Adı:
Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi
Baskı tarihi:
3 Mart 2018
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758441051
Orijinal adı:
Captain is Out to Lunch and the Sailors Have Taken Over the Ship
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Parantez Gazetecilik ve Yayıncılık
Bukowski'nin günlüğü...

1991 yılı bir yandan Charles Bukowski'nin yazarlığında doruk noktasında olduğu, yaşam şartları açısından rahata erdiği yıl. Bir yandan da yaşlılıkla hesaplaştığı, ölümü düşünmeye başladığı günler... Son romanı "Pulp"u (Parantez yay.) yazıyor, son şiirlerini kitaplaştırıyor. Günleri masanın başında, bilgisayırının karşısında ve hipodromda at yarışlarını izleyerek geçiyor. İçkiyi azaltmış. Belki de hayatının en dingin ve en verimli günlerini yaşıyor. 

İşte bugünlerde yine hayatında bir ilki gerçekleştiriyor ve günlük tutmaya başlıyor. Bir anlamda hayatının bilançosunu çıkartıyor, kendi kendiyle hesaplaşıyor. Ölümünden sonra günyüzüne çıkan ve "Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi" adıyla yayınlanan Bukowski'nin günlüğünün tamamı Avi Pardo çevirisiyle Türkçe'de. Kitabın hoş bir de sürprizi var; Dünyaca ünlü çizerlerden Robert Crumb, Bukowski'nin günlüklerini kendi çizimleriyle desteklemiş.
(Tanıtım Bülteninden)
120 syf.
HİPODROM, Dokuz kedi, bir eş, 71 yaş, yenilmiş bir verem. ÖLÜM = çekilmez bir adam oldun yine Bukowski aksi, lanet!

Bukowski'nin hayat hikayesi bu. 1991-1993 yılları arasında yazılmış. Kendini bir karakterin arkasına saklamaya tenezzül bile etmemiş. Bukowski hayattan o kadar bıkmış ki: ''Seksen ya da doksan yaşıma kadar yaşamak istiyor muyum? Ölmenin sakıncası yok benim için... ama bu yıl değil, tamam mı?'' diyor bir bölümde. İnsanlardan da bıkmış. İnsanoğlu ona göre, ''Gerizekalılar cennetinde bir bok yığınından ibaret.'' Oradan rahatsız edici görünebilir ancak ben de pek tesiri olmadı. Yani insanların gerizekalı olması, bir bok yığınından öteye gidememesi ilgimi çekmediği gibi beni rahatsız da etmiyor.

Tam anlamıyla günlük bu. Satmak ve geçinme amacı taşıdığını da itiraf eden bir günlük. İç dökme de içeriyor, kelimeleri süsleyerek kendini pazarlama isteği de. Ancak acı gerçek şu ki ölümünden sonra yayınlanıyor. Yazma duygusunu ve hevesini son nefesine kadar içinde taşıması bir nebze olumsuzluğa ket vuruyor. Bukowski'yi açıkçası böyle bilmezdim. Yani diline geleni söylemesi elbette hoşuma gidiyor ancak kitapta bir yerlerde içime sinmeyen bir şeyler var ve ben bunu bulamadım. Bunu çekip çıkaramadım. Neyse Bukowski'nin her yerde karşıma çıkan sözünü söyleyeyim kendime bari ''Üzülme evlat, kaybettiğini sandıkların, kurtulduklarındır belki.''

Bukowski için hipodrom öyle bir hastalık öyle bir hastalık ki bunu kendisi de dile getirmeden edemiyor. Kitabın ismi 'Kaptan Hipodrom'a gitti ve Dokuz Kedi Evi Ele Geçirdi' olabilirdi. :) Ciddi manada yazılanlarla daha bir etkileşim ve uyum içinde olurdu. Hipodrom, Bukowski'nin günaydın'ı, yemesi, içmesi, nefes alması gibi bir şey haline gelmiş. Bu konudan kendisi de müzdarip: ''Hem benim allahın cezası hipodromum var. Tükenmez bir konudur benim için hipodrom. Hiçliğin büyük ve boş çukuru. Kendimi feda etmek için giderim hipodroma; saatlerimi doğramak, katletmek için. Saatler katledilmelidir. Bekleyerek.''

Kitap ile ilgili fazla söylenecek bir şey yok aslına bakarsanız. Okursanız size çok şey katacak da diyemem. Hele hele zaman kaybı hiç diyemem. Bence okuma takviminize sıkıştırabilirsiniz. Hayatı dolu dolu geçiren bir insanın ölümü bekleyişini, etrafındaki kalabalıklara karşı içinde büyüyen tahammülsüzlüğünü, çıkarımlarını değerli buldum. Keyifli okumalar dilerim.

Mahler'siz olmaz.. (Kitapta sıkça geçiyor)
https://www.youtube.com/watch?v=Les39aIKbzE
120 syf.
·Beğendi·9/10
Bukowski’nin 71-72 yaşlarının güncesini okuyoruz bu eserde.
Hipodroma at yarışlarını izlemeye gitmenin dışında, evinden hiç ayrılmıyor. Evine de kimse gelsin istemiyor. Bu eserde kadınlardan neredeyse hiç bahsetmiyor.
Ölüme yaklaştıkça ona ulaşma arzusu artıyor. İnsanlardan kaçıyor. Belki de en doğrusunu yapıyor. Yazmaya içmekten daha çok vakit ayırıyor son zamanlarında. Bütün ömrü boyunca severek yaptığı içme eylemi için de şöyle diyor: İçkiyle de öldüremem kendimi. Yaklaştım ama olmadı. Şimdi artan malzeme ile yaşamaya müstehakım.
Kedinin su kabından su içmek gibi tuhaf davranışlar, onda hiç de tuhaf durmuyor. (9 kedisi varmış o dönem)
Ölümden korkmuyor gibi görünmeye çabalasa da, ona yaklaştıkça korkusunun arttığını sezebiliyorum.
120 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Pis Moruk İtiraf Ediyor kitabında Bukowski'nin orta yaşlı hallerine tanık olmuştum. Ve çok hoyrat ve aykırı bir insanmış o zamanlar. Ama aklı çalışıyor adamın. En sevdiği içmek eylemini gerçekleştirip bu kadar mantıklı şeyler yazmak biraz tuhaf. Belki de bizim de biraz sarhoş olmamız lazım dermişim :) Ama tabii bu kitabında bazı yerleri gözlerimi kapatıp okumadım. Bu kitabında 70 li yaşlarında ölümden korkmayan ama ölmeyi sıkça düşünen birinin günlüğünü okudum. Ölüme yaklaşmak Bukowski'ye yakışmış. Ölüm korkusunu tatmış. Ama korktuğunu söyleyemem tabii. Bence o yüzden "ruhunun ağzında kötü bir tat var." Ama Bukowski ölümü beklemiyor. Yani ölüme yaklaştığının bilincinde olarak beklemiyor. Çünkü geçmişiyle ölümü tecrübe etmiş kadar olmuş kendisi. Yaşayacak son şey olarak bir ölmek kalmış.

Bu kitapta ölümü cebinden çıkarabilecek, 71-72 yaşlarında zamanını harcamak için hipodroma gitmekten daha iyi bir şey bulamamış bir Bukowski var. Aslında amacı atları izlemek ya da oynadığı atın birinci gelmesi derdinde değil. Kalabalıktan da hoşlanmıyor, insanlardanda. Ama işte içinde de kendiyle başbaşa kalmasına engel olan bir şeyler var hep. Yani yazmasındaki sebep aslında bence bu. Hipodroma istemeyerek gidip insanlarla yüz yüze gelmek. İnsanların hallerine kayıtsız kalamamak. İnsansız yazmak ne mümkün öyle değil mi? Bukowski hayattan aldığını sayfalarına vermiş. Zevkle okudum.

Yıllarca açlık ve sefalet çekmiş, babasından şiddet görmüş, yazıları bir türlü değer görmemiş, en sevdiği iş içmek ve aynı zamanda yazmak olan bir adam. Ama hepsi geride kaldı. artık hep ölümü düşünüyor. Belki de düşünmüyordur öylesine aklına geliyordur. Artık fazla da içmiyor zaten. Eskiden kalma tek alışkanlığı hipodroma gitmek. Ölümü düşünmeyi Bukowski'ye çok yakıştırdım. Ölüm duygusu insana ne çok şey katmış gördüm. Siz de görün. Hatta Bukowski'nin bir orta yaşlarda yazdığı bir şeylerini okuyun ve sonra da bu kitabını okuyun. Farkı görürsünüz. Yaşlı insanları yaşlanmak mı olgunlaştırıyor yoksa ölümü düşünmek mi? Bukowski hayatıma yeni bir soru kattı bu kitabıyla. Tecrübeyi falan artık geçtim o hayatın getirisi zaten. Ona yapacak bir şey yok. Ne getirirse artık ya da ne getirtebildiysen. Her neyse Bukowski insanlar tarfından anlaşılmak istemiyordu ya da anlayış. Sadece uzak durmalarını istiyordu kendinden. Sonuç olarak insanlığın yok olmaya başladığı kanısında. Haksız falan da değil tabii ki.

"Ayrıca Bukowski'yi tanıdıktan sonra aldığım bir karar var. Yazarların hayatlarına lüzumundan fazla girme, onlar biz okurlara karşı sorumlu hissetmeyebilirler ve hatta değiller bence. Gayesi neyse sanatı da ona hizmet ediyor çünkü Bukowski'nin bana göre. Bir yazarın sanatı hakkında konuşurken asıl gayesi hakkında konuştuğunu unutma. Sanatı gaye edinen ile gayesini sanat edinenin bilincinde ol, sanatı gaye edinen kendinden taviz vermek zorundadır. Ve insanların 'aa sen bu yazarı mı okuyorsun, çok gereksiz.' yollu sözlerine kulak asma. Hepsi çöp."
120 syf.
·9/10
Bukowski'nin günlüğü. Her dizesi alıntılık kanaatimce. Müthiş doyum verdi. 71 yaş yetkinliğinin etkisi fazlaca hissediliyor. İnsanın iyi bir eser meydana getirebilmesi için şartlarının olgunluğu ne büyük etken. Buko okumak isteyenler bu kitaptan başlayabilir.
120 syf.
·10/10
Eski zamanlarından eser kalmadığı bir kitap. Daha çok vicdanı ile ve kendi içinde kendi ile hesaplaşıyor. Ben beğendim. İsmi bile çok güzel bir kitap.
Belki kendi edebi bir eser yazmıyor.
Sürekli küfür ediyor.
İçiyor
Cinsellik yazıyor ama
Harika yazıyor.
120 syf.
"Bir gün, “Bukowski ölmüş,” diyecekler ve gerçekten keşfedilip yaldızlanacağım. Ne fayda?"
Günümüzde gerçekten yaldızlanan yazarlardan biri olan Bukowski özgünlüğünü ilk satırda belli ediyor. Çekinmeden aklındakileri kağıda aktarabilmenin rahatlığını yaşıyor ve bunu hissettiriyor.Günce tarzındaki bu eseriyle onu daha yakından tanıma fırsatı elde ediyorsunuz.Okunası bir yapıt.
120 syf.
·3 günde·9/10
Kısacık bir kitap ama neredeyse her sayfanın altını çizmek gerekiyor. Neden Bukowski'yi seviyoruz; işte bu yüzden. Kısa, öz yazıyor, taşı gediğine koyuyor. Cümle on kere düşünülmüş gibi değil, anlamsız, gereksiz kelimelerle süslenmeden, doğal, içten, ağızdan çıktığı gibi yazılmış.
120 syf.
·2 günde·9/10
Yazarın kitabı akıcı bir şekilde okurla sohbet ediyormuşçasına yazması ve bunda da başarılı olduğunu görmem kitabı beğenmeme vesile oldu. Yeraltı edebiyatı olarak başarılı bir yazar ve bu kitabında da bunu gördüm.
120 syf.
·Beğendi·8/10
Bukowski'nin yaşamının son zamanlarında tuttuğu günlüklerinin oluşan bir kitap. Eski hızlı ve öfkeli tarzı yok gibi geldi bana. Daha çok kendisi ile hesaplasir gibi yazmış. Bazı satırlarında daha farklı bir hayatın özlemini sezdim gibi belli belirsiz.
120 syf.
·1 günde·6/10
Şunu söylemeliyim ki kitap 120 sayfa olduğu için bir oturuşta kolaylıkla bitirebilirseniz.İçeriği tamamen Bukowski'nin 71/72 yaşındayken gün içerisinde yaşadıkları, anıları.Tarzı diğer kitaplarından farklı değil.Bu kitapta da rahat,akıcı ve serbest şekilde kendini ifade ediyor.Bir günlük gibi yazıldığı için kitapta birçok konudan bahsediyor aslında ve konu bütünlüğü yok.Eğer Bukowski seviyorsanız.Bir cafede, otobüs yolculuğunda ya da vapurda okunabilecek eğlenceli bir kitap.
120 syf.
·2 günde·Beğendi
Hey gidi koca Bukowski hey.
Hipodromdan fenalık getirse de gayet keyifli bir günce bıraktı bizlere.
Gerçekten iyi yazar sayısı çok az kıymet bilmeli okuyup okutmalıyız .
120 syf.
·1 günde·8/10
bukowski'nin günlüklerinden oluşan, hipodromlardan, kadınlardan, yalnızlıktan bahsettiği, ve bol bol diğer yazarlara (tolstoy,hemingway,dostoyevski..) gönderme yaptığı güzel bir eser. 70 yaşından sonra gelen şöhretinin bir parçasıdır bu kitap
Kanımca en tuhaf olan, ölmüş birinin ayakkabılarına bakmaktır....
Yeni ölmüş birinin yatağına ayakkabılarını, şapkasını ve eldivenlerini koyup bir süre bakın...
Arabamla bir köprüden geçiyorsam aklımdan mutlaka intihar geçer. İntiharı düşünmeksizin bir göle ya da okyanusa bakamam. Çok durmam üstünde. İNTİHAR. Aniden yanan bir ışık gibi. Karanlıkta. Çıkış yolu olduğunu bilmek içerde kalmayı kolaylaştırır. Anlıyor musunuz? Yoksa sonu deliliktir. O da hiç hoş değildir dostlarım.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi
Baskı tarihi:
3 Mart 2018
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758441051
Orijinal adı:
Captain is Out to Lunch and the Sailors Have Taken Over the Ship
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Parantez Gazetecilik ve Yayıncılık
Bukowski'nin günlüğü...

1991 yılı bir yandan Charles Bukowski'nin yazarlığında doruk noktasında olduğu, yaşam şartları açısından rahata erdiği yıl. Bir yandan da yaşlılıkla hesaplaştığı, ölümü düşünmeye başladığı günler... Son romanı "Pulp"u (Parantez yay.) yazıyor, son şiirlerini kitaplaştırıyor. Günleri masanın başında, bilgisayırının karşısında ve hipodromda at yarışlarını izleyerek geçiyor. İçkiyi azaltmış. Belki de hayatının en dingin ve en verimli günlerini yaşıyor. 

İşte bugünlerde yine hayatında bir ilki gerçekleştiriyor ve günlük tutmaya başlıyor. Bir anlamda hayatının bilançosunu çıkartıyor, kendi kendiyle hesaplaşıyor. Ölümünden sonra günyüzüne çıkan ve "Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi" adıyla yayınlanan Bukowski'nin günlüğünün tamamı Avi Pardo çevirisiyle Türkçe'de. Kitabın hoş bir de sürprizi var; Dünyaca ünlü çizerlerden Robert Crumb, Bukowski'nin günlüklerini kendi çizimleriyle desteklemiş.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 258 okur

  • Haffa Geçmiş
  • TgcK
  • SANÇAR
  • Orhan Özkan
  • Fatma
  • AylinBahar.
  • buse beyza arığ
  • Yusuf Ç.
  • sAhte
  • Aysss

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.8
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%26.3
25-34 Yaş
%40.4
35-44 Yaş
%26.3
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%30
Erkek
%70

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.5 (28)
9
%30.3 (27)
8
%19.1 (17)
7
%13.5 (12)
6
%1.1 (1)
5
%3.4 (3)
4
%0
3
%1.1 (1)
2
%0
1
%0