“Duyguları öznel ve irrasyonel olarak sınıflandırarak, kendimizi empatimizden, yani sezgimize güvenmekten giderek daha fazla uzaklaştırırız. Bilişsel olanın zihinsel algılarına giderek daha fazla geçiş yapıyoruz.”
“Sadece kahramanlara ve o kahramanları kapsayan ve onlara eşlik eden mitlere inanırsak, ortaya bizleri güvensizlikten kurtarmış gibi görünen hayali dünyalar ve semboller çıkar.”
“Kendi hayatından başka bir hayat yaşayanlar, yenilgi gerçeğine bağlı olmayanlar, kendilerini soyut bir şekilde haklı çıkarmak ve temelleri de yine sahte olan yaşamlarını sağlamlaştırmak için kendilerini kandırırlar. Acı, keder ve harap olmak kültürümüzde zayıflıkla eş değer tutulduğundan kendi hayatını yaşamayanlar bunu bilinçsizce yapar.”
“Bu nedenle, insanlar kaçınılmaz olarak acı ve kederleri tecrübe etmek zorunda kaldıkları, yani bir kazazede olma durumu ile bağlantılı yaşamlarını, değil; amacın doğru görünmek olduğu bir hayatı yaşamaya başlarlar. Doğru kelimesi burada normal olduğu düşünülen şeylere uyum sağlamak ve onları gerçekleştirmek anlamına gelir. Medeniyetimizde neden kendimizi düzenleyemediğimiz, kendimizle yüzleşemediğimiz ve başa çıkamadığımız sorusunun cevabından kaçtığımız için işin nihayetinde soyut fikirlere sığınırız. Bastırılmış olarak pusuda bekleyen şey, bilinç dışı olmanın nedenine yol açan bir aşağılık hissidir.”
“Ben neyim?in ben kimim? ile neredeyse hiçbir ilgisi yoktur. Daha ziyade, sadece birisinin başkaları üzerinde statü ve güç iddia etmek için nasıl görünmesi gerektiğini düşündüğü çarpıklık ile ilgilidir. Bunun sonucu olarak insanlar, Kierkegaard’ın özlü bir şekilde ifade ettiği gibi, tamamen başarılarının tanınması gereğinin büyüsü altında olan varlıklara dönüşür.”