Darağacında Üç Fidan

·
Okunma
·
Beğeni
·
22.749
Gösterim
Adı:
Darağacında Üç Fidan
Baskı tarihi:
Aralık 2005
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753168175
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
"Biz şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımızın bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştık!"

1968'ler. Yazılı tarihin en barbar asrının en umutlu, en ışıklı, en cesur günleriydi. Coşkun bir devrimci dalganın bütün dünyayı sarstığı, onlarca ülkede milyonlarca insanın ayağa kalkarak, "Gerçekçi ol, imkansızı iste," diye haykırdığı günlerdi...

Böyle bir dünyada, Denizler de özgürlük bayrağını Türkiye'de yükseklere taşıdılar. ABD'ye, NATO'ya, yurtlarını yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekmek isteyenlere en iyi cevabı eylemleriyle, yürüyüşleriyle, cesaretleriyle verdiler.

Ve egemenler, bu özgürlük kabarışının intikamını 12 Mart karanlığında üç gençten çıkarmak istediler. Somut hiçbir yasal dayanak olmadan Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i ve nice arkadaşlarını idamla yargılayıp, "Asalım, asalım!" çığlıklarıyla darağacına göndererek özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini boğmaya çalıştılar...

İşte Nihat Behram, o günlerin ölüm karanlığını sivil tarihçiliğimize belgesel bir katkı olan bu kitabıyla yırtmıştır. Denizler'in asılmadan önceki son sözlerinin de ilk kez açıklandığı, yayımlanır yayımlanmaz yasaklanan ve ancak yirmi iki yıl sonra aklanan Darağacında Üç Fidan, içten sesi, ince duyarlılığı ve ödünsüz tavrıyla, bütün iktidarların geçici olduğunu, milyonların kalbinde yaşayacak olanların daima özgürlük savaşçıları olduğunu göstermiştir...

Baskı altında geçen yirmi iki yılın ardından, yirmi ikinci basımıyla Darağacında Üç Fidan'ı sunarken, bugün koyu bir karanlığın ve ahlaksızlığın içine itilmek istenen yurdumuzda, gözlerimizde hala bir umut ışığı, darağaçlarında "solmayan" üç fidanın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz...
(Arka Kapak)
216 syf.
·3 günde·6/10
Bu kitap o zaman ''Kitaplık'' olan kütüphaneme girdiğinde 7. sınıf öğrencisiydim. Kitabı satın aldığımız gün dün gibi aklımda. Babamın bana ilk aldığı kitap buydu. İşin cilveli yanı ise kendisi ağır şekilde Türk-İslam sentezini benimser. 8. Sınıf öğrencisi için pek ideal olmayan bu kitabı babama neden aldığımızı sorarken aklım ''Gençlik kitapları'' reyonunda idi. Bana verdiği cevap şu yöndeydi. '' Her fikri ölç, tart biç, düşüncelerin kulaktan dolma değil, kendine ait olsun. Sana ait olmayanı düşüneni daha çok sev, hayat gerçekten farklılıklarla güzel, bu çocuklar zamanında memleketleri için bir şey yapmaya çalıştılar, onları anlayamadık Dursun önkuzu da bizim, denizlerde bizim dedi (hemen hemen cümle tamamiyle böyle)'' Ki kendisi 69 lu ve bu idamlara karşı herhangibi bir sorumluluğu da yok.. O günden sonra biriktirdiğim tüm düşünce ve ideolojileri kendim ölçüp tarttım benimsedim, kabullendim.... Bugün yeniden baştan sona bu kitabı okuyup bitirmenin buruk sevincini yaşıyorum. Açık yüreklilikle söyleyebilirim ki taban tabana zıt görüşlerimiz olsa da Türkiye tarihinin en acı en can yakıcı olaylarından biri. Benim için hayatıma yön veren kitaplardan oldu. Şunu tüm kalbimle söylüyorum ki ( Siyasi cinayet ve idamlara karşı çok sert çizgilerim var ) keşke yaşamalarına izin verilse bu cinayet işlenmeseydi. Keşke çocuklarını ve akabinde torunlarını görecek kadar sıhhatli bir yaşamları olsaydı. Keşke, keşke....
216 syf.
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın 12 Mart döneminde tutuklanma, yargılanma ve asılmalarına giden süreci anlatıyor Nihat Behram. Kitabın son kısımlarında da mahkemenin verdiği idam hükmü ve davanın yeniden muhakeme edilmesine ilişkin birçok kişinin değerlendirmeleri yer alıyor.

Kitabın dilinde, anlatımda bir sorun yok da anlatılanlar insanı karmakarışık yapıyor. 6 Mayıs 1972’ye götürüyor, Denizler’in asılmalarından önceki yaşananlara, 12 Mart darbe döneminde özgürlüklerin kısıtlandığı, baskının, tutuklamaların, işkencelerin olduğu, idam cezalarının sıradan bir ceza gibi uygulandığı bir döneme aynı zamanda.

Böyle bir dönemde, önyargılı, olağanüstü bir mahkemede yargılama sonucunda verilen doğruluğunun sorgulanması gereken idam hükümlerinin gerçekleştirilmesi sırasında bile acımasızca davranan insanları gördükçe öfke duydum. En son aşamada ise yaşananların her anı beni çok duygulandırdı, içim sızladı. Mektuplarında ailelerine yazdıkları, babalarının onları toprağa verirken yaşadıkları, acılarına saygı göstermeyen insanlar… Daha önce bunları okumuş olmama rağmen.

Onlar hem tutukluluk sürelerinde hem de ayakları zincirli halde hücrelerinden alınıp da darağacına götürülürken ve son nefeslerini verene kadar davalarından, dik duruşlarından asla vazgeçmediler. Onurlu ve yürekli bir şekilde gittiler…

“Erdemleri rehberimiz;
Anıları yolumuza ışık olsun…”
179 syf.
Ülkemizin en karışık yıllarıdır belki de; 70-80 yılları arası. Hatta tüm dünyayı kasıp kavuran ve 68 kuşağı adıyla dünyaca tanınan gençlik hareketlerinin ülkemizdeki en önemli temsilcileridir: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan.

61 Anayasasının getirdiği özgürlükler 72 muhtirasiyla baltalanmis ve her tarafta sıkıyönetim idareleri ve mahkemeleri hüküm sürmektedir. Ülke yönetimi kesmekesli ve siyasal tikanmalar halka aşırı vergi, hukuksal adaletsizlikler, ekonomik ve sosyal gerileme veya duraklama şeklinde yansimaktadir.

Dönemin atmosferi bu şekildeyken bu şartlara karşı özellikle gençler arasında bu duruma karşı bir baş kaldırı gelişir. Seslerini ve halkın sesini duyurma.. Ülkemizin soğuk savaş yıllarında ABD'nin yanlı tutum alması neticesinde Deniz ve arkadaşlarının kurtuluş formülleri ülke çapında bir kara propaganda ile 'dinsizlik', 'hainlik', 'anarşi', 'devlete baskaldirma' şeklinde duyurulur. Halbuki onlar da vatanlarini ve milletlerini seviyorlardi. Onlar 'sol'dan seviyorlardi, diğerleri 'sağ'dan...

Ben her ne kadar bu işlerle çok içli dişli bir aile veya cevrem olmamasina rağmen daha çok sağ cenahta büyüdüm. İlgimi çekmedigi yani bu konularda daha çok duydugumla yetindigim zamanlarda Deniz ve arkadaşları kötü komünist anarsistler olarak aklımda yer etmişti. Ancak büyüyünce ve bu konularda on yargilarimi bertaraf edip olaylara objektif yaklaşmaya calismaya başlayınca; yukarıda özet geçmeye çalıştığım atmosferde ülkeleri için en iyisini isteyen bir gençlik görüyorum. Her geçen gün ABD'nin elinde daha bir 'piyon' haline gelen Türkiye'yi bu bataktan tekrar her açıdan tam bağımsız bir hale getirme niyeti görüyorum bu gençlikte. Her yaptıkları ve olayların akabinde silaha sarilmalari gibi durumların hepsini onaylayip onaylamama meselesi değil bu.

Kitapta özellikle ipe gideceklerini bile Deniz ve arkadaşlarının dik duruşlari, davalarına adanmisliklari ve son sözlerinde dahi 'Tam bağımsız Türkiye!" diye haykirislari, önyargılarini kenara bırakmış sadece ama sadece insanlığıni kusanmis zihinler için birer acı aynı zamanda birer gurur ve ibret anıdir. Bir idam mahkumunun son sözleri duyabileceğiniz en samimi sozlerdir; bu dünyada duyabileceğiniz.

Kitabın ikinci bölümü olarak niteleyebilecegimiz safhasında hukukçuların ağzından alınan kararın çok ağır ve hukuksuz olduğu sonucu ortaya çıkıyor.

O dönemlere çok vakıf biri değilim. Yukarıda degindigim hususlarda yanlışlar veya eksiklikler olabilir.
216 syf.
·Beğendi·10/10
Yakın tarihimizde, suçları sadece yurdunu çok seven yurtsever 3 gencin hayatını alan başıbozuk faşist zihniyet hesabını er yada geç vereceklerdir. Okuyup ta duygulanmamak mümkün değil.
3 fidan 3 delikanlı halkına sevdalı 3 yiğit adam... Tarih; sizi ve sizin gibileri, darağacında asanları yargılayıp cezasını hak ettiğiniz şekilde verecektir.
Asarak öldürdüklerini düşünen zavallı sperm artıkları, ah bir anlayabilseler; onlar fikirleri ve davalarındaki duruşlarıyla bizlerle hep yaşadılar ve yaşayacaklar.
216 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Söze nasıl başlayayım, doğru kelimeleri nasıl ifade edeyim diye düşündüm. Ama sonra içimdeki en güçlü hissi cümlelere dökmeye karar verdim. Bir utanç, bir Türkiye ayıbı! Yıllar da geçse bu üç gence yapılan haksızlık asla unutulmayacak! O dönemi yaşamayan biri olarak tabi ki ahkam kesemem. Ama şimdi ne yaşıyorsak o yıllarda da mevcuttu! Kirli oyunlar, medyayı susturma, halkı yanlış bilinçlendirme, suça verilen cezanın orantısızlığı, dizine değil boyuna kadar haksızlık! Deniz, Yusuf ve Hüseyin onlar 6 Mayıs 1972'de asıldılar. Hücrelerinde geçirdikleri son ana kadar olan birbirlerine ve davalarına bağlılıklarına gıpta ettim. Hele ailelerine yazdıkları son mektupları okurken, gözlerim fazlasıyla yaşardı...Kitapta son dönemlerini, yakalanmalarını, mahkeme günlerini ve idama gidişlerini anlatıyor. Avukatların da kendi ağızlarından olayın sürecini anlatan demeçleri mevcut. Yazar da o dönem kitabı yazdığı için yargılanmış ve tatsız günler geçirmiş biri. Herkesin okuması en azından kim olduklarına karşı bir fikir sahibi olmaları açısından tavsiye ederim. Huzur içinde uyusunlar...
216 syf.
·4 günde·6/10
Kitap bitince Deniz'i,Yusuf'u ve Hüseyin'i biraz daha yakından tanımış oluyorsunuz hatta öyle ki idamından birkaç dakika önce Deniz'in içtiği son sigaranın kokusunu şimdi bile burnunuzda duymanız olası. Sade,akıcı olan dili bir yana olayların zaten sürükleyici olması nedeniyle ve biraz da tarihe ilginiz varsa hemen kitapla haşır neşir oluyorsunuz.Olayların gidişatına kendinizi kaptırmışsanız sıra Nihat Behram'ın şiirlerine geldiğinde canınızın sıkılacağı ihtimali yüksek.
216 syf.
Hiçbir şahsın görüşüne, yaşam biçimine ve onun kimliğime olan yakınlığına göre kanaat belirtmek için okumadım okuduklarımı. Söz hakkım var mı ilkin bu sorulmalıydı bana da. Ve insana bakışı insanca yapmanın insanı temel hasletleri (zaafları, istekleri, tabiatı) ile kavramayı zarurî kıldığını delillendiren yaşamlara inandım. Bir ömürlük yollara... Ben inandım. Birçok kere kendime rağmen... Yollarımı kimse bilmezken, ben yol olmaya da inandım.

Dibine inmekten imtina edemeyeceğim kavramlardan ikisi şu an zihnimin ucunda: Anlamak ve öz. Dolayısıyla tanımak ve tanımlamak. Onaylamak, dedim mi? Hiç sanmıyorum. Ben Yedi Güzel Adam'ı sadece bu sebeple bile hatmetmek istiyorum: Şahit olmak!

Bağrım çok yandı, çok kavruldu canım. Bu kitapla da hangi hisler ayaklandı, gönül divanımda kurulan bu mahkemede gözlerim satırlarla nasıl kavga verdi bilseniz... Deniz Deniz'im oldu, Yusuf Yusuf'um ve Hüseyin Hüseyin'im. Suçu da suçluları da inkâr etmedim. Fakat cezayı inkâr etmemek için vicdanımı üç ayaklıya götürmemem gerekirdi. Onlar giderken ben de gittim. Hem de ayrı ayrı üç kere.

Ve bugün... Bağlantılıdır: İnsanlar popüler kültürün gözde şahsiyetlerine ve TV'ye taht kuranların cezbedici (!) yaşantı tercihlerine dair bol bol çene yorup onların genel kültür bilgilerini, görgü değerlerini, şahsî izlenimlerini engin tecrübeleriyle (!) mütalaa ededursunlar. Şu üniversiteden mezunum, şu puanı aldım, şöyle işim, böyle fiziğim... En'i, niceliği, güçlüyü, tarafı, adam kayırmayı, öfkeden ateş almayı, taze bebeğe taraf tutmayı çoğu zaman da gurur davası sayarak aşılayan biz değil miyiz? Şikayete gerekçe bizim işimiz, peki uğraş? Bizde herkes bilir, herkes her konuda kelam sahibidir zira! Bunu bilir, bunu söyleriz.

Öğretilebilir, şekillendirilebilir kültürel değerlerin kitlesel propagandaya alet edilmesi ve belirli kitlelere taksim edilerek, tefrika minvalinde ele alınması özelde vicdan kirliliğini, adalet yoksunluğunu afişe etmektir. Ve bu bilinçsiz yapılanmanın güçlüden nemalanan ve güçlüyle özdeşim kurma derdine düşen genç dimağlara taklit pompalayan mimarları, bugün de farklı alanlarda ve devr-i miras yolu ile öz kavramını unutturmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Sorunlar devirlerle değişiklik gösterir de kök aynı köktür ve cehalet aynı cehalet! Hani şu eğitimle örtülemeyen ve örtüşmeyen...

Söz nihayete hep burada erer: Kendini ara, kendini taran, kendine ağla. Bağışla kendini. Düş, kalk. Bir daha düş. Yanıl, kirlen. Fakat temizlenmenin ve yenilenmenin mecburîyet, yaşamın bir arayış olduğunu unutma. Nefret ile sevmenin hatta sevebilmenin savaşında haddinden geçmeyen hiçbir müphem yok. Haddini tanıdıkça görmeyi öğrenir insan, gösterileni değil! Ne diyorduk? Önce gösterilenlerden başla. Sana kendini nasıl gösterdiklerinden... Sen kimsin?
216 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Hepimiz farklı İdeolojilere sahip olabiliriz ama saygıyla anmanız gereken üç şerefli onurlu hayat...Solmayan üç fidan ve baskı altında geçen yıllar...bağımsızlık mücadelesi...yakalanmalarından asılmalarına kadar geçen zaman anlatılmış.. idamlarının ardından yıllar geçsede herzaman tartışmaya açık bir konu... herkesin ön yargılarından sıyrılarak okuması gerek diye düşünüyorum...
216 syf.
·Beğendi·7/10
Bu ülkenin hiç bir zaman unutamayacağı üç kahraman ve kendileri için hiç bir çıkar gözetmeksizin sadece kendi ülkeleri için verdikleri mücadele ve malesef o zamanki hükümet tarafından verilen tarihin utanilasi kararı
Biz şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımızın bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştık
216 syf.
6 Mayıs 1972'de ikisi 25 ve biri 23 yaşında 3 genç 'in idam edilmesi.

Onlar inandıkları yoldan asla vazgeçmediler. 12 Mart 1971 Muhtırası yani darbesi. O darbe sonucu azda olan demokrasinin tamamen askıya alınması ve yandaş yargının verdiği karar sonucu idam edilen Deniz, Yusuf ve Hüseyin.

1972' de idam edilen sol görüşlü gençler ve üniversitelerde sağ - sol kavgasına yüzlerce hayatını kaybeden yetişmiş zeki genç insanlar.

Aynı oyun 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında da sahnelendi. Önce Ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu sonra Solcu Erdal Eren idam edildi.

Bu ülke darbelerden çok çekti. 71'de, 80'de, 97, 2007 ve son olarak ise 15 Temmuz.

Allahtan 15 Temmuz Vatansever Halkın, Atatürkçü Milliyetçi Askerlerin, Polislerin sayesinde başarılı olamadı. Bu uğurda can verenlerin ruhları şad, yaralılarımızın da Allah yardımcısı olsun.

Kısacası tüm bu darbelerin bedelini darbe yapanlardan ziyade bu ülkenin gençleri, aydınları ödedi...!

Neyse kitap konusuna değinecek olursam, uzun zamandır okumayı çok istediğim bir kitaptı. Sağolsun hiç tanımadığım bi arkadaş doğum günü hediyesi olarak diğer üç Kitapla birlikte bana göndermiş.

Ülkenin gerçeklerine ilgi duyan, sağdan - soldan her farklı düşünceden kitap okumayı seven, önyargılı olmamaya özen gösterenler mutlaka okumalı.
216 syf.
·29 günde·9/10
aşk olsun sana çocuk, aşk olsun
acıyorsam sana anam avradım olsun

elbette Türkiye'de de en uzun koşuysa devrim
o, onun en güzel yüz metresini koştu
ilk o fırladı lüverden en sekmez mermisiynen
en hızlısıydı hepimizin,
ilk o göğüsledi ipi...

acıyorsam sana anam avradım olsun,
ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!
216 syf.
·2 günde·10/10
Kitap gercekten okuduğum en güzel dönem belgesel anlatisiydi. Cok guzel kaleme alınmış, icindeki şiirler, daha once hicbir yerde okumadigim anıları, fotograflari cok duygulandırdı beni. İlla ki bir görüş sahibi olmaniz gerekmiyor okumaniz icin, herkese öneririm bence bu kitabi okumalısınız. Ülkemizin siyasi geçmişi hakkında bilgi edinmek isteyenler mutlaka bir bakmalidir, tabiki tamamen tarafsiz olmasada objektif oldugu su götürmez bir gercek. Guzel kalemiyle nihat behram o doneme bir açıdan ışık tutuyor, ayrıca daha önce yasaklanmis olmasıni kitabı okuyunca anlarsınız.
Deniz Gezmiş “Yok ağabey demişti, “bizim asılma kararımızı çok önceden vermişlerdi zaten, bunu hep söyledik. Dileriz ki biz boş yere ölmüş olmayalım ve vatan satıcılarının oyunları anlaşılsın yoksul halkımızca. Boşa ölmüş olursak işte o zaman yazık olur.”
İnançları uğruna ölümün eşiğinde bükülmeden duranları varolalı beri tanır dünyamız. Çünkü bazı ölüler dünyanındır.
“Bizi TAYLAN ÖZGÜR’ün yanına gömdürün ve infazlar sırasında mutlaka bulunun. Burjuvazinin paçavra gazeteleri, korktular, düştüler, bayıldılar gibi onurumuzu kırıcı yayın yapmaya çalışır. Duruma avukatlarımız tanık olmalılar.” dedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Darağacında Üç Fidan
Baskı tarihi:
Aralık 2005
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753168175
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
"Biz şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımızın bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştık!"

1968'ler. Yazılı tarihin en barbar asrının en umutlu, en ışıklı, en cesur günleriydi. Coşkun bir devrimci dalganın bütün dünyayı sarstığı, onlarca ülkede milyonlarca insanın ayağa kalkarak, "Gerçekçi ol, imkansızı iste," diye haykırdığı günlerdi...

Böyle bir dünyada, Denizler de özgürlük bayrağını Türkiye'de yükseklere taşıdılar. ABD'ye, NATO'ya, yurtlarını yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekmek isteyenlere en iyi cevabı eylemleriyle, yürüyüşleriyle, cesaretleriyle verdiler.

Ve egemenler, bu özgürlük kabarışının intikamını 12 Mart karanlığında üç gençten çıkarmak istediler. Somut hiçbir yasal dayanak olmadan Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i ve nice arkadaşlarını idamla yargılayıp, "Asalım, asalım!" çığlıklarıyla darağacına göndererek özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini boğmaya çalıştılar...

İşte Nihat Behram, o günlerin ölüm karanlığını sivil tarihçiliğimize belgesel bir katkı olan bu kitabıyla yırtmıştır. Denizler'in asılmadan önceki son sözlerinin de ilk kez açıklandığı, yayımlanır yayımlanmaz yasaklanan ve ancak yirmi iki yıl sonra aklanan Darağacında Üç Fidan, içten sesi, ince duyarlılığı ve ödünsüz tavrıyla, bütün iktidarların geçici olduğunu, milyonların kalbinde yaşayacak olanların daima özgürlük savaşçıları olduğunu göstermiştir...

Baskı altında geçen yirmi iki yılın ardından, yirmi ikinci basımıyla Darağacında Üç Fidan'ı sunarken, bugün koyu bir karanlığın ve ahlaksızlığın içine itilmek istenen yurdumuzda, gözlerimizde hala bir umut ışığı, darağaçlarında "solmayan" üç fidanın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz...
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 3.640 okur

  • Dilay Derebaşı
  • Cemile tüzmener
  • Ebru salcan
  • Dilek Kabasakal
  • islam polat
  • Özge Ş. D.
  • _herneysene
  • Koray Gençtürk
  • Y T
  • Emek Saymaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.6
14-17 Yaş
%1.9
18-24 Yaş
%16.8
25-34 Yaş
%33.2
35-44 Yaş
%29.9
45-54 Yaş
%8.7
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%68.9
Erkek
%31

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.5 (357)
9
%18.9 (152)
8
%19.4 (156)
7
%9.6 (77)
6
%3.9 (31)
5
%1.4 (11)
4
%0.6 (5)
3
%0.5 (4)
2
%0.1 (1)
1
%1.1 (9)

Kitabın sıralamaları